Fenerbahçe Doğuş ile üst üste üçüncü finalini oynayan antrenör Zeljko Obradovic’in, Real karşılaşması sonrası kullandığı ifadelerini Aziz Yıldırım’a bağlılığına yorumlayanlar da olsa Sırp antenörde eski maçlardaki hırsı göremedik
Fenerbahçe-Real Madrid maçı sonrası kaldığım otele geldiğimde, Koç Zeljko Obradoviç’in basın toplantısı başlamıştı.
Konuşmasını otelin sahiplerinden biriyle izledim.
Sırbistan, futbol kadar basketbolla da yatıp kalkan bir ülke. Hemen herkes sanki birer profesyonel basket yorumcusu.
Tabii Obradoviç’i de herkes tanıyor.
Otel yöneticisini yorumu şu oldu:
“Zeljko bugün çok durgundu...”
Evet onun heyecanına, maç yönetimindeki stresine alışkın bütün F.Bahçeliler de aynı görüşte. Hem onda, hem takımda bir durgunluk, bir motivasyon eksikliği vardı sanki.
*
- YİNE ŞAŞIRMA: Dün senin heykelini dikenlerle, bugün heykeline tükürenler aynı kişilerse yine şaşırma...
*
- HİÇ ŞAŞIRMA: Dün senin heykelini dikenleri alkışlayanlar, bugün senin heykeline tükürenleri alkışlıyorlarsa hiç şaşırma...
*
- O TÜRK BÜYÜĞÜ SÖZÜNÜ HATIRLA: Bu durumları anlayamıyorsan, rahmetli Süleyman Demirel’in iki cümlesini hatırla...
-
Dünya artık çok fazla ilişki konuşmaya başladı...
Çok fazla ilişki ve seks...
***
New York Times gibi dünyanın en ciddi gazetesi, artık seksle ve ilişkilerle ilgili haftada en az iki geniş yazı yayınlıyor...
Ve şu günlerde herkes New Yorker dergisinin yayınladığı “Cat Person” (Kedi kişi) başlıklı bir kısa hikâyeyi konuşuyor.
***
Öğrencilik yaparken bir yandan da bir sinema salonu gişesinde çalışan genç bir kızın, çok sıradan bir bekâretini kaybetme hikâyesi...
Bu 7 bin vuruşluk hikâye, geçen yıl sonunda Amerika’daki
BİRİ İspanya’nın en büyüğü...
Adı Real Madrid...
Avrupa’da basketbol denince, bir zamanlar sadece İspanya ve Sırbıstan’ın adları akla gelirdi.
Şimdi karşısında Fenerbahçe var.
Türkiye’nin en büyüğü... Geçen yıl Avrupa’nın en büyüğü oldu.
Ve bu akşam Türkiye’nin en büyüğü, İspanya’nın en büyüğü ile Avrupa’nın en büyüğü olma maçına çıkıyor.
İşte size basketbolun bu en büyük finalinden gözlemler...
***
Sanki öncekilere göre daha az bağırış çağırış, daha az hançere var...
***
Sanki hakaretin dozu öncekilere göre daha az...
***
Sanki meydanlarda daha az dini konular konuşuluyor...
***
Ama bir dakika...
Bana göre Kayahan’ın bugüne kadar dinlediğim en güzel şarkısıydı...
“Gönül Sayfam”dı adı...
Bu hafta benim için Kayahan haftası oldu...
Aslında dünyanın en tutucu insanları olan gazetecilere “farklı olmanın adaba aykırı bir şey olmadığını” anlatabilecek biri vardıysa...
İşte o kişi Tom Wolfe’du...
*
Siyasetten başka gazetecilik türü bilmeyen, kabul etmeyen bir mesleki “nomanklatura”nın bile kafasına, popüler kültürün aslında siyasetten daha önemli bir şey olduğunu sokan da oydu.
Hippilerin, karşı kültürün, rock’çıların, hatta “Cehennem Melekleri”nin nasıl birer devrim odağı olduğunu Amerikan medyasına öğretenlerden biri de oydu...
*
Gazeteciliğin biraz da pejmürdelik olduğu, sallapatiliğin meslek raconu sayıldığı bir dönemde, bembeyaz bir takım elbise, çizgili gömlekler, renkli kravatlar ve...
Veee ceket cebine özenle yerleştirilmiş mendili, şapkası ve bastonu ile...
Akşamüzeri düzenlenen “master class” (ustaların sınıfı) toplantılarının ikisi çok ilgimi çekmişti.
Biri Esther Perel adlı Belçikalı bir psikoterapistin konuşmasıydı... New York Times best seller listesine giren “The State of Affairs” (İlişkilerin Durumu) adlı kitabın yazarı. Yapacağı konuşmanın başlığı da şuydu: “Aşkın Geleceği”.
Öteki ise Fransa’nın efsane futbolcusu Thierry Henry ile futbol oynamak, ondan şut çekme dersleri almaktı.
Aşk mı... Futbol mu...
Birincisini seçtim.
*
Yetmiş yaşında bir insanın “aşkın geleceği”nden ne beklentisi olur diye sormayın. Çünkü bu sorunun hiç manası yok. Manası olmayınca cevabı da yok...
Perel