Maddi getirisi sebebiyle sponsorluklar bakımından da bu böyle. Ama şunu çok net söyleyebilirim ki Türkiye aynı zamanda son 20 yıldır iyi bir voleybol ülkesi de. Kulüpler bazında Avrupa’nın en domine ülkelerinden olduğumuz gibi Filenin Sultanları sadece geçen yıl 3 kupa alarak, bu görüşü daha da perçinledi. Uzun bir aradan sonra millilerimiz bu seneki ilk sınavını ise Milletler Ligi’nde verdi. Japonya ve İtalya yenilgileri ile üzdüler ancak son maçta Fransa’ya set vermediler. Her maçı en az 13 bin seyirci ile oynadılar. Salondaki coşku müthişti. Takımımızın ana sponsoru Vodafone ise 5G teknolojisi ile oluşturulan; servis, smaç hızı gibi istatistiklerle maçlara farklı bir enerji kattı. Oradaydım! Bu vesile ile Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy ve İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Meltem Bakiler Şahin ile buluştuk, voleybolun daha da gelişmesi için neler yapılabiliri konuştuk.
KADIN SPORCULARIMIZIN VERDİĞİ İLHAMI TOPLUMA ULAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORUZ
Rakam telaffuz edilmiyor ancak Vodafone’un geçtiğimiz Ekim ayında Türkiye Voleybol Federasyonu ile imzaladığı isim anlaşması dünyada kadın voleyboluna yapılan en büyük destek olma özelliğine sahip. Bu motivasyonun altında ise voleybolcularımızın elde ettikleri başarılarla toplumsal cinsiyet yargılarını kırmayı başarması var. Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy, diyor ki:
“Amacımız sadece ülkemizin ekonomik gelişimine değil sosyal gelişimine de değer katmak. İnanıyoruz ki daha iyi bir gelecek ancak toplumsal cinsiyet eşitliği ile mümkün. Kadınların geride bırakılmadığı, daha çok söz sahibi olduğu, her alanda seslerini duyurabildikleri, daha eşit imkânlara sahip oldukları bir dünya hedefliyoruz. Bu noktada kadın millilerimiz başarıları ile hepimize ilham veriyor. Başarıları da daha geniş kitlelerce bilinmeyi hak ediyor. Dolayısıyla kadın sporcularımızın yaydığı ilhamın toplumun her kesimine ulaşması, yeni sporcular yetiştirilmesi ve altyapının zenginleştirilmesine katkıda bulunmaya çalışıyoruz.”
ŞAHİN GÖZÜ DEVREDE
Bu hedef doğrultusunda BTK’dan alınan özel izinle Milletler Ligi Antalya etabında 5G altyapısı devreye sokuldu. Uluslararası rallinin global çaptaki yayıncılara
Röportaj için hafta sonu, turuncu kıyafetli o öğretmen, uluslararası yogi Çetin Çetintaş’ın yenice açtığı Karahamza köyünden 3 kilometre uzaklıktaki Kioo İnziva Merkezinde’ydim. Yoga derslerine girdim, meditasyona oturdum, Şıkel’in 11 saat aç, susuz kaldığı kulübeye girdim. En önemlisi de Çetintaş’a ABD’yi bir dönem etkisi altına alan Osho ile karşılaştırılmasını ve yaptığı işin “keriz silkelemek” olduğu ithamlarını sordum.
YARATICILIĞIN RENGİ TURUNCU
İstanbul’dan 3 saatlik yolculuğun ardından Kırklareli sınırları içindeki Kioo’dayım. Sanki Kırklareli’ne değil de Hindistan ya da Çin’e gelmişim gibi. Zira merkezin mimarisi Uzak Doğu’da görmeye alışık olduğumuz türden. Çetintaş ailesine ait, 43 dönüm arazi üzerine kurulu Kioo, 4 yılda tamamlanmış. Merkezin içinde de Uzak Doğu esintileri hâkim. Çetintaş’ın özenle topladığı resim, heykel, kıyafet ve diğer eserler sergileniyor. O sırada turuncular içinde giriyor içeri yoganın “pop star”ı. İlk tanışmanın ardından ilk sorum da geliyor. Niye turuncu ve hep mi böyle dolaşıyorsunuz? Yanıtı şu: “Hep tek renk giyinirdim zaten. Sadece mor, sadece siyah, bordo... Şimdi de turuncu. Yaratıcılığın rengi. Ayrıca şalvar, tişört, kimono gibi kombinler daha rahat.” Ve evet hep böyle dolaşıyor. Karahamza’da pazar günü düzenlenen Hıdrellez pikniğine de böyle geldi. Yadırganmadığı gibi iş imkânı sağladığı için köylü onu bağrına basmış bile.
BURASI BİR İŞLETME
Turizm ve otelcilik demişken... Karanlık bir kulübeye kapatılmak için 2 bin 500 lira, 4 günlük inziva için 13 bin 800 lira çok değil mi? “Yanlış anlamayı düzelteyim hemen” diyor, şöyle devam ediyor: “Bu ücret bir odaya kapatılmak ya da gözüne bant takılması için değil. Merkezde otelcilik hizmeti alıyorsun; sabah- akşam yemekleri, gün içindeki tüm dersler, atölyeler ve meditasyon çalışmaları dahil. Tüm dünyada bu böyle. Bu merkezlerin bir şekilde hayatta kalması lazım. Isıtması, temizliği, çalışan maaşları... Aylık 2 milyon gideri var. Kimseye gökten para yağmıyor. Hadi bize yağdı diyelim. O zaman da ‘Kim var arkasında? Nereden geliyor değirmenin suyu?’ diyeceklerdi. Günün sonunda burası da hastane, okul gibi özel bir işletme. Ayakta kalabilmek için makul bir ücreti olmak zorunda.”
YOGA TURİZMİ TÜRKİYE’YE DEĞER KATAR
KALP GÖZÜMÜZÜ AÇMAYA ÇALIŞIYORUZ
- İngilizler “first thing first” der. Her şey sırasıyla anlamında. Biz, “sondan başlarsak...” deriz. Çağla Şıkel’in gündemi alt üst eden karanlık kulübe inzivasından yani sondan başlayalım.
Olur. Bunu biz uydurmadık. Bu, yoga felsefesi içinde olan bir pratik. Sanskrit dilinde: Kayakalpa. Ölümsüz/ dönüşen beden çalışması. Bu çalışma eskilerde mağara ya da tapınakta yapılırdı. Ancak bugün hele de büyükşehirlerde yaşayanların dış uyaranlardan; telefon, iş, trafik gibi, kaçması mümkün değil. Meşgul olmadıkları, rahatsız edilmeden, saatlerce yalnız ve karanlıkta kalabilecekleri ortam yok. Dolayısıyla doğanın içinde, sessiz, sakin ve karanlık olması açısından kulübe en iyi çözüm.
- Neden zifiri karanlık?
Kayakalpa öğretisi- tıbbi adı pineal gland- epifiz bezini temel alan bilinç ve bilinçaltı güçlerini ve de bedensel iyilik halini gençleştirmeye yöneliktir. Bunun için de kişi karanlıkta bırakılır. Bir parantez açayım; epifiz bezine ‘üçüncü göz’ de denir. Zira epifiz, yüksek bilinç düzeyine erişme, sezgi ve öngörü gibi meziyetlerde önemli rol oynar. Sufizmde buna vahdet-i vücud, İslam’da kalp gözü de denir.
MATRIX HATIRLATMASI
-
TÜRKİYE’DE HER İKİ KİŞİDEN BİRİ SİLAHLI
Bireysel silahlanma karşıtı çalışmalar yapan Umut Vakfı’nın Yönetim Kurulu Üyesi, Psikiyatri Uzmanı Dr. Ayhan Akcan’ı aradım. Diyor ki: “Türkiye’de yaklaşık 4 milyon ruhsatlı ve bunun 10 katı ruhsatsız silah var.” Bu korkunç bir sayı. Türkiye nüfusunun 80 milyon olduğu düşünülürse bu, her iki kişiden birinde silah olduğu anlamına geliyor. Şöyle devam ediyor Dr. Akcan: “Psikolojik açıdan ele alırsak bu ateşli silahların, yüzde 50’sinin kişilik bozukluğu olan, üçte biri de öfke problemli, bizim ‘kontrolsüz’ dediğimiz, çözümü iletişim değil kaba kuvvette aramaya meyilli bir grubun elinde. Her gün maalesef en az 10 kişi ölüyor, 20 kişi de yaralanıyor. ‘Ben kendimi korurum’, ‘yasayı ben yaparım’ gibi yanlış bir görüş var toplumumuzda. Oysa kentli olmayı, bir arada yaşamayı öğrenmeliyiz. Hukuk, adalet ve uzlaşma kültürüne inanmalıyız. Ailenin verdiği ilk eğitim de önemli. Bu noktada aile ile okul arasında da sıkı bağlar olmalı. Öğretmenini öldüren 17 yaşındaki gencin okulunda görevli danışmanlar olsaydı, okuldan atılmadan, bu felaket yaşanmadan önce aile, okul ve kurumlar- üçlü bir mekanizma- bir araya gelerek, konuya el atsalardı, böyle olmayabilirdi.”
YASA GEREKLİ
“Türkiye’de silah edinmeye ilişkin caydırıcılığı olan bir yasa yok ve cezalarsa yeterli değil. Bir kişinin sonsuz silah edinme hakkı var. En azından bu ikiye düşürülebilir. Silah alacakların öfke düzeyinin ve uyuşturucu, kumar bağımlılığının belirlenmesi gibi ciddi sağlık testleri ve adli kontrolden geçmesi, mümkünse bunlara eğitim verilmesi, eğitim sonrası denetim sistemlerinin devreye girmesi gibi bir mekanizmalar olması da silah edinme isteğinin önünü bir nebze tıkayacaktır. Ayrıca ateşli silahlarla işlenen cinayet ve kaçak yollarla silah edinmeye de ağır cezalar verilmeli, ‘indirim’ uygulanmamalı.”
SON 10 YILDA 34 BİNDEN FAZLA SİLAHLI ŞİDDET OLAYI YAŞANDI
OKUL KAPILARINA GÜVENLİKÇİ VE METAL DEDEKTÖR KONULMALI
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, eğitim emekçilerinin zaman zaman; ‘boş boş oturuyorlar’ ya da ‘kahvede oyundalar’ gibi açıklamalar ile itibarsızlaştırıldığını belirterek, diyor ki: “Asıl sıkıntı bu. Eğer devlet olarak eğitimciye sahip çıkmaz, değer veren bir yaklaşım sergilemez, öğretmenleri okul bekçisi konumuna indirgerseniz, kolay hedef haline de getirmiş olursunuz.”
ÖĞRETMENLERDE ‘ŞİKÂYET’ KORKUSU VAR
“İkinci olarak, okul güvenliği konusunda çok geriyiz. Okul kapılarına metal dedektör ve bir güvenlik görevlisi konulmalıdır. Yetmez! Okullar- duvarları elbette cezaevleri gibi yükseltilsin demiyoruz- ancak herkesin kolaylıkla girebileceği bir konumdan da acilen kurtarılmalı. Geçtiğimiz günlerde bir kongre için Fransa’ya gittiğimizde okul ziyaretleri yaptık, ki gittiğimiz okullara girebilmek için, tam 15 dakika bekledik ve bir güvenlik aramasından geçtik. Çünkü dünya artık eski dünya değildir. Sadece eğitimciler değil dışarıdan gelebilecek riskler karşısında çocuklarımızın da güvenli olabilmesi için güvenlik tedbirleri alınması zorunludur. Şu an sadece birkaç okulda, okul-aile birliği bütçesinden karşılanarak alınan ve kullanılan metal dedektörler var. Oysa 2014’teki 19. Milli Eğitim Şurası’nda bu tedbirler zaten konuşulmuştu ancak ödeneksizlikten hayata geçirilemedi. Eğitim emekçileri büyük bir tedirginlik içinde. Ayrıca, öğretmenlerimizin öğrencileri üzerinde, ‘şikâyet edileceğim’ korkusu ile artık bir yaptırımı da kalmamıştır. Bunlar değiştirilmeden mutlak okul güvenliğinden söz edilemez.”
XR TEKNOLOJİSİ ÇILGINCA
Ece Seçkin, XR teknolojisi kendisini çok heyecanlandırdığı için tüm şarkılarını bu teknolojiyle kliplendirdiğini söylüyor ve ekliyor: “Gerçek hayatta olmayan bir mekânı ya da olan ama gidilmesi imkânsız bir yeri (uzay istasyonu gibi) deneyimleme fikrini çok çılgınca buluyorum. Yapımı biraz zahmetli ve maliyetli olsa da bu teknolojinin müzik endüstrisinde kullanımının artacağını düşünüyorum.”
Ece Seçkin
HENÜZ YOLUN BAŞINDAYIZ
Bilişim Uzmanı Osman Demircan, yanıtladı:
- Arttırılmış Gerçeklik (AR- Augmented Reality):
Bilgisayar ortamında üretilen dijital görüntü, ses gibi verilerin gerçek dünyaya entegre edilmesi olarak tanımlanabilir.
Candan’ın tahliyesi sonrası kuaföre gitmesi ve röportajlar yapması tahliye kararını tartışmaya açmışken, yasadışı bahis ve kara para aklama gibi suçlardan yargılanan ve 7 aydır cezaevinde olan bir başka fenomen Dilan Polat da hâkim karşısındaydı.
Mahkemenin tutukluluk halinin devam etmesine karar verdiği Polat’ın karar sonrası intihara meyilli ve tıpkı Candan gibi sağlık sorunları olduğu iddia edildi.
Şimdi sorum şu: Dilan Polat da Nihal Candan gibi tahliye edilir mi? Sağlığın elverişsiz olması tahliye için yeterli sebep mi?
TAHLİYE ‘YAŞAM HAKKI’ İSE DİĞER TUTUKLU HASTALARA DA UYGULANMALI
“Öncelikle
Çaykur Rizespor’un altyapı antrenörlerinden Hakan Tüfekçi’nin kalp nakli bekleyen, küçük kızıydı. Sonra, hastanede tedavi alırken kendisi gibi nakil bekleyen hastaların duygularını da anlatan bir resim çizdi. Şöyle not düştü altına: “Organlarınızı cennete götürmeyin, onlara burada ihtiyacımız var.” O resim sayesinde nakil bekleyen başka hastaların hayatı kurtuldu. Ancak onu yaşatacak kalp, 5.5 yıl sonra geldi. Bu kez de o yorgundu. Esila Tüfekçi’yi 16’sında, hayatının baharında kaybettik. Ölümüyle bir kez daha fark ettim ki organ nakli konusunda çok cahiliz. Vefat haberi altına bırakılan komplo teorilerini okurken kanım dondu. Organ için insan öldürülmesinden tutun, organların alınış tarzına kadar... Organ bağışı hangi koşullarda yapılıyor, yıllardır organ bekleyenler ne düşünüyor? Lütfen bir okuyun.
Uzun yıllar organ nakli bekleyen Esila Tüfekçi, 16 yaşında hayata gözlerini yumdu.
30 BİN HASTA NAKİL BEKLİYOR
Türkiye’de 2 bini çocuk olmak üzere yaklaşık 30 bin hasta organ nakli bekliyor. Gelin görün ki bu konuda kimimiz ya cahiliz ya konuyu önemsemiyor ya da kulaktan dolma bilgilerle hareket ediyoruz. “Maalesef en büyük sorun tam da bu. Bırakın sıradan bir vatandaşı, sağlık çalışanlarının bile tam donanımlı olduğunu söylemek zor” diyor Türkiye Organ Nakli Kuruluşları Koordinasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Uluğ Eldegez, şöyle de devam ediyor:
“Kulaktan dolma bilgilerin, sosyal medyada yazılan komplo teorilerinin hepsi palavra! 30 yıldır bu alanda çalışıyorum, rahatlıkla söyleyebilirim ki bu işte gayet katı prensipler söz konusu.”
TANIK GEREK