GeriSeyahat Nike’nin kanatlarında Semadirek
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Nike’nin kanatlarında Semadirek

Nike’nin kanatlarında Semadirek

Ege’nin kuzey ucunda, tıpkı komşusu Gökçeada gibi suyu, ormanı bol, zeytinliklerle kaplı, turistik rotaların dışında bir ada Semadirek. Kalabalıklardan uzak, doğayla başbaşa tatil geçirmek, Ege’nin ruhunu kavramak isteyenlerin mekanı.

Arkeoloji meraklıları, Batı Trakyalılar ve ucuz tatilin peşindeki Almanlar çıkarıyor ada nimetlerinin tadını. İstanbul’dan otobüse atladığınızda Dedeağaç üstünden toplam 7 saatte adadasınız.

37 kilometre uzaktaki bir adayı, bıkmadan kaç yıl seyredebilirsiniz? Sınırın ötesinde, farklı bir ülkenin sularındaysa, manzaraya kapılıp yolculuğa çıkar mıydınız?
Eğer Semadirek ise bu ada, heybetli görünümü Homeros’a bile ilham vermişse, soruları cevaplamak zor: Denizin ortasında geniş ağızlı bir yanardağ gibi yükselen, tepesinden buluttan şapkası neredeyse hiç eksilmeyen Semadirek’i, Gökçeada’dan seyretmeye doyum olmaz. Her mevsimde, hatta günün her saatinde, güneşin konumuna göre kılık değiştirir. Bulutlarla sarmalanır, sislerin ardına saklanır, kimi zaman elinizi uzatsanız tutacak kadar berraklaşır.
2008 Eylülü’nde, Kayaköy’den 10 gün boyunca Semadirek’i seyretmiştim. Yüzerken, balık tutarken, yürüyüşe çıktığımda, sabah kahvaltısında, akşam yemeğinde hep karşımdaydı. Kıyılarını, köylerini hayal etmiş, ilk fırsatta gitmeye karar vermiştim. Önceki hafta Yunanistan’ın yolunu tuttuğumda, Gökçeada kıyısından Semadirek manzarasının bir tutkuya dönüşebileceğini, bu tutkunun kurbanlarını karşı kıyıya sürükleyebileceğini gördüm.

SAMSUN KÖKENLİ MARİKA

Bu tutkunun ilk belirtisine internette rastladım: Almanya’dan Sömbeki’ye yerleşen, adayı dünyaya tanıtmak için web sitesi kuran Ralph Scheel, esrarengiz bir Gökçeadalı’nın ilginç blogunu linkler bölümüne eklemişti. Linke tıkladım. “Samothraki from Imbros / Gökçeada’dan Semadirek” adlı sayfaya ulaştım. İsmini açıklamayan “Zaman Adasındaki Adam,” 2008’den bu yana, bıkmadan, Kayaköy’den karşı adanın birbirinden güzel fotoğraflarını çekiyor, internet güncesinde yayımlıyordu. Semadirek’e vardığımda ise “Büyük Tanrıların Sığınağı” adlı tapınağın yanıbaşındaki müzenin defterinde sevgi dolu bir mesaj okudum. “Gökçeada’dan gördüğümüz Samotraki’ye nihayet gelebildik” yazmıştı gezgin Ahmet Rona. Belediye binasında, bir başka sürprizle karşılaştım: Doğduğu Gökçeada’nın kıyısından Semadirek’e bakan Patrik Bartholomeos’un fotoğrafı. Ziyareti sırasında kendisi hediye etmişti.
İşte böylesine çekim gücü olan bir adaydı Sömbeki. 17 kilometre çapındaki bu kara parçasından, Ege adalarının en yüksek dağı, 1600 metrelik Fengari yükseliyordu. Gökçeada’ya bakan kısmı dik uçurumlarla kaplıydı. Sahil şeridini çeviren, dağ köylerine uzanan geniş, düzgün otoyol ağı sadece bu bölgede kesintiye uğruyordu. Güney batısındaki 40-50 hanelik Profitis Ilias, hemen altındaki Kastelli, Lakoma hariç bu bölgede yerleşim de yoktu. Köylerin çoğu Dedeağaç’a bakan kuzeydeydi. Bu nedenle Semadirekliler, Gökçeada’yı hergün görmüyor, pek merak etmiyordu. Zaten kimileri birkaç evlik mahalleden oluşan 20 yerleşimde hepi topu 2 bin 700 kişi yaşıyordu. Balkonunu ortancalarla süsleyen, Samsun Terme kökenli pansiyon sahibim Marika dahil, pek çok Karadeniz göçmeni vardı adada. Bazıları üç kuşak sonra bile çatpat Türkçe konuşabiliyordu. Neredeyse hepsi Yunan TV’sinde yayımlanan Türk dizilerini heyecanla izliyordu.

İKİ İKLİM BİR ARADA

Adanın Saros Körfezi’ne bakan doğusu Karadeniz kıyılarını çağrıştırıyordu, asırlık çınarların bulunduğu korularla kaplıydı. 22 kilometrelik sahil yolu boyunca, yeşilliklere saklanmış birkaç yazlık, birkaç otel, kamping dışında yerleşim yoktu. Sahilden yaklaşık 500 metre yukarıdaki sayfiye yeri Terme’de küçük bir kaplıca, birkaç pansiyon, iki şelale vardı. Ege’de rüzgarla sürüklenen bulutları Fengari Dağı yakalayıp sularını sağıyor, kuzey doğu kıyılarında gürül gürül akan dereler, şelaleler oluşturuyordu. Adanın batısına Akdeniz iklimi hakimdi, daha kuraktı ve zeytinliklerle kaplıydı. Bağların sayısı bir elin parmaklarını, toplam yüzölçümleri bir hektarı geçmiyordu. Adadaki 70 bin keçi, turizm ve balıkçılıkla birlikte en büyük gelir kaynağıydı. Etleri Türkiye’ye de ihraç ediliyordu.
Semadirek’te turizm sezonu temmuzda açılıyor ve en fazla iki ay sürüyordu. Yılda yaklaşık 30 bin kişinin ziyaret ettiği, çoğunlukla iç turizme hizmet veren adayı Yunanistan’daki kriz fena vurmuştu. Adeta kaderine terk edilmişti. Kavala ve Limnos’a feribot seferleri iptal edilmiş, sadece Dedeağaç’la bağlantısı kalmıştı. Yakıt ve personel yetersizliğinden yerel otobüs seferleri azalmıştı. Neyse ki her yerde uygun fiyatla otomobil, motosiklet kiralayan firmalar vardı. Bu yıl üçüncü kez seçilen Belediye Başkanı Yorgos Hanoy, bütçe kesintisi nedeniyle zor durumdaydı. 2003’te Çanakkale’den başlatılan feribot seferlerinin adalılara umut verdiğini, fakat bu girişimin yarım kaldığını söylüyordu.

ŞÖVALYE KALESİNDEKİ KARTAL YUVASI

Sömbeki’nin en güzel, en eski yerleşimleri tepelerde. Feribotların yanaştığı Kamariotissa en turistik kasaba. Sahiline restoran, kafe, oteller sıralanmış. Hayat geç saate kadar sürüyor. En güzel yerleşim ise kıyıdan altı kilometre içeride, Saos Dağı’nın yamaçlarına kurulan Hora. Venedik, Pers, Osmanlı hakimiyetindeki adada bu dönemlerden kalan tek iz Hora’nın girişindeki Ceneviz kalesi. Bunun dışındaki tüm ayrıntılar Ege adalarındaki tipik Yunan köylerini çağrıştırıyor: Parke taşlı sokaklar, şapeller, mütevazı bir kilise, kesme taştan evler, rengarenk sakız sardunyalarının taştığı balkonlar, begonvilleri göz kamaştıran küçük meydanlar, yaşlı erkeklerin asırlık çınarların gölgesinde domino oynadığı kahveler, seramik atölyeleri, sanat galerileri, tablo gibi restoranlar... Kasabanın en etkileyici mekanı, mini Folklor Müzesi’nin hemen altında, evlerin arasına gizlenmiş, boşluğa açılan genişçe bir balkonu andıran, huzurlu, küçük meydan. Bir kıyısına 19’uncu yüzyılda hüzünlü şarkılar besteleyen Nicholaus Fardis’in büstü yerleştirilmiş. İki küçük restoranda günbatımında köyün yerlileri içkilerini yudumlayıp, sohbet ediyor. Ortada ne çılgın sirtakiciler ne masalara tırmanıp dans eden, tabak kıranlar var...
1400 metrelik Kutsal İlyas Dağı’nın yamaçlarına kurulan, Ege’yi yaklaşık 200 metre yüksekten seyreden Profitis Ilias merkezden otobüsle ulaşılan, adanın güneyindeki son durak. Dünyanın telaşından, gürültüsünden uzak, çınar ağaçlarının altında huzurla yaşanan bu köydeki üç restoran tandırda oğlak ve rakısıyla ünlü. Dik bir yokuştan inip, zeytin bahçeleri arasından kıvrılan otoyol, uçurumların yanı başındaki geniş Pachia Ammos kumsalına ulaşıyor. Bu kumsaldan kuş uçumu 15 kilometre doğudaki Kipos Burnu arasındaki alan sadece denizden görülebiliyor. Birbirinden güzel dağları, masmavi koyları görmenin bir başka yolu, patika haritası edinip yürüyüşe çıkmak.

ANTİK ÇAĞIN EN LİBERAL TAPINAĞI

Antik çağdan günümüze ulaşan en önemli heykellerden Semadirek’in Kanatlı Zaferi (Semadirek Nike’si) bugün Paris’te Louvre müzesinin girişinde, görkemli bir salonda sergileniyor. Bu heykel 2 bin 200 yıl önce Kıbrıs zaferini simgelemek üzere Rodos’ta, Poros adasının özel mermerinden yaptırılmıştı. 3,2 metre yüksekliğindeki anıt, antik çağın mistisizm merkezi Sömbeki’de “Büyük Tanrıların Sığınağı” adlı tapınağa, denizi görecek şekilde, yerleştirilmişti. Kadın zafer tanrıçası Nike, bir elini ağzına götürmüş, Rodosluların Kıbrıs deniz zaferini haykırıyordu. Çevresinde onun kadar güzel dört heykel daha bulunuyordu. Bu tapınak 2 bin 700 yıl önce, 400 kilometre uzaktaki Poros’tan gemilerle taşınan mermerlerle kurulmuştu. Merkezinde, Anadolulu Kibele, İda Dağı’nın Toprak Ana’sıyla bağlantılı olduğu düşünülen Yüce Anne Axieros figürü vardı. Çevresine bir amfitiyatro, sütunlu dikdörtgen tapınak, Demetrius’un anıt gemisi ve çağın en büyük kule şeklindeki tapınağından oluşuyordu. “Büyük Tanrıların Sığınağı”nın en ilginç özelliği, tüm dinlerin üyelerine açık olmasıydı. Pers, Venedik, Osmanlıların dokunmadığı tapınak 19’uncu yüzyıla kadar bozulmadan geldi. Sonrasında adeta yağmalandı. Amfitiyatronun mermerleriyle köy evleri yapıldı. 1863’te adaya yolu düşen, Nike’yi gören Fransız elçisi ve amatör arkeolog Champoiseau, Sultan Abdülmecit’in izniye heykeli ve diğer önemli kalıntıları Paris’e götürdü. Adalıların iddiasına göre, heykelin başı taşınma sırasında düşüp, onarılmayacak şekilde parçalandı. Arkeolojik bulgulardan bazı parçalar İstanbul’a gönderildi. 1938’de tapınakta Amerikalı arkeologlar çalışmaya başladı. 1956’da Hieron’un sütunlarını ayağa kaldırdılar ve bir müze inşa ettiler. Zarif cam, mermer, metal, toprak objelerin, Nike replikasının, rölyeflerin sergilendiği bu küçük müze 55 yıldır aynen korunuyor. Müzenin 16 yıllık bekçisi Panoyotis Sikas “Müzeye en çok Yunan, Alman, Amerikalılar geliyor. Son 10 yılda ziyaretçi sayısı hızla düştü” diyor.

ADA ORTASINDA 35 METRELİK ŞELALE

Fonias deresi, adanın kuzey doğusunda, 1475 metrelik Louloudi Dağı’ndan denize akıyor. 10 kilometrelik dere aşırı yağmurda ölümcül olduğu için “katil” ismi verilmiş. Çevresi sık orman dokusuyla kaplı. Yatağında, kıyısında asırlık çınarlar bulunuyor. Sıcak bir haziran ikindisinde dere kıyısındaki patikadan şelalelere doğru tırmanmaya başladığında, kendimi Marmara Bölgesindeki Samanlı Dağları’nı çağrıştıran bir atmosferde buldum. Kristal berraklığında akan su yer yer gölcükler, küçük şelaleler oluşturuyor, çevremde kanatları morlu, mavili parlayan yusufçuklar uçuşuyordu. Yol boyunca omzuma, şapkama kondular korkmadan. Çorak Ege adalarından sonra, Semadirek’te tropikal orman zenginliğiyle karşılaşmak şaşırtıcıydı. Terma’dan Folia’ya otostop yaptığım adalı “ilk şelaleyi geçmemenizi, üçüncü şelaleyi görmek için kayalara tırmanmamanızı öneririm” demişti. Önerisine uydum. Birbirine bağlı iki küçük şelaleyi geçip, ünlü Klidossis’a geldim. Fakat, bir kayanın ardına saklanmış, görülmüyordu. Serinleme fırsatını kaçırmadım. Mayomu giydim, fotoğraf makineme su kılıfını taktım, kayaların arasındaki dibi görünmeyen gölete atladım. Rehber kitabıma bakılırsa yılan balıkları üremek için bu gölete geliyordu, endişeliydim. Neyse ki sorun çıkmadı. Suyun soğukluğundan biraz nefesim kesilse de gördüğüm manzara, bu maceraya değerdi. Artvin’deki Maral şelalesi kadar güzeldi 35 metreden dökülen Klidossis.

NASIL GİDİLİR?

* Metro Turizm her gün İstanbul’dan Selanik’e, çift katlı otobüslerle, günde üç sefer yapıyor. Bunlardan saat 10.00 ve 22.00 servisleri Dedeağaç’a uğruyor. Tek yön bilet fiyatı 36 TL. Gece otobüslerinin yolculuk süresi 5 saat. (Tel: 444 34 55) * THY haftanın dört günü Selanik’e 955 TL’den başlayan fiyatlarla uçuyor. (0212 444 08 49) Selanik - Kavala karayoluyla 150 kilometre. * Saos Ferries, Dedeağaç’tan adaya günde karşılıklı üç sefer yapıyor. Sefer sayısı ve tarifesi değiştiği için yola çıkmadan kontrol etmekte yarar var. Yolculuk 125 dakika sürüyor. Ücret 9 Euro. (Tel: +30 25510 38503, e-mail: info@saos.gr) * Ada, oteller, restoranlar, vapur ve ada içindeki otobüs tarifeleriyle ilgili ayrıntılı bilgiyi www.samothraki.com adresinden alabilirsiniz.

False