İzlanda’nın sırları
Bu yaz farklı nedenlerle iki kere İzlanda’ya gittim. Her seferinde de, Atlas Okyanusu’nun kuzeyine konuşlanmış bu volkanik adanın taşına, toprağına, suyuna ve kendiliğinden gizemine aşık oldum!
Şu anda dünyanın en çok merak edilen destinasyonları arasında İzlanda. Seyahat dergileri ve instagram kullanıcısının da favorisi. Bu favori durumu 2012’de başlattıkları turizm tanıtımına borçlu İzlanda. Gerçi tanıştığım bir Reykjavik’li genç kadın bu durumdan hiç hoşnut değildi, “Her yer turist doldu, eskiden daha mutluyduk” diyordu ama olsun, topu topu 330 bin kişinin yaşadığı bu adada herkese yer var! Türkiye gibi kalabalık bir yerden sonra İzlanda fazlasıyla huzur demek, hem de ultra huzur! Şimdi gelelim İzlanda’nın sırlarına…
Değişiyor!
Uzak bir ülke İzlanda. Direkt uçuş yok, aktarmayla gidiliyor. Ben bir seferinde Münih bir başkasında ise Kopenhag aktarmalı gittim. Her iki yolculukta da Icelandair’in uçaklarına hayran kaldım! Çok konforlu, uçakta internet var ve dahası uçağa orta bölümden biniyorsunuz.
Önce araba
Keflavik Havalimanı’na indiniz, ilk yapmanız gereken bir araba kiralamak. Çünkü İzlanda’da gezip görülecek yerler birbirine uzak ve illa ki bir arabanız olmalı. Gidilecek yerlere tur da alabilirsiniz. Her yere tur var. Ben birkaç kez tur aldım, Golden Circle kısmına mesela. Ama sıkıldım. “Yirmi dakika sonra otobüste buluşalım” konuşmaları beni sıkıyor. Kiralık arabayla daha özgür olursunuz, inanın bana!
Mutlaka: Harpa
İzlanda’nın üçte ikisinin yaşadığı Reykjavik’ten başlayalım. Çok büyük bir yer değil. İki, bilemedin üç saatte gezersiniz. Modern mimariye sahip şahane kilisesini, yine nefis opera evi Harpa’yı ve dükkanların sıralandığı Downtown’ı…
Yeme-içme rotası
Reykjavik’te yeme-içme alemi şahane, bayılacaksınız. Önce liman tarafındaki Lobster&Stuff’a gidip ıstakoz çorbası için, ardından oraya çok yakın mesafedeki Icelandair Marina Otel’in barına, yani Slippbarinn’e uğrayın. Çok iyi kokteyl yapıyorlar. Sabah brunch için Coocoo’s Nest, deniz ürünleri için Fiskfelagio (The Fish Company diye de geçiyor), öğle yemeği için Ostabudin ve Bergsson Mathus, geleneksel İzlanda yemeği için Apotek’e (barı da iyi) gidin.
Gece yarısı Hurra!
Reykjavik’te geceye başlamak için Kex en iyisi. Kex, bildiğin hostel. Ama gördüğüm en stil hostellerden biri… Geceyi sonlandırmak için ise canlı müzik mekanı Hurra’ya gidin. Burası cumartesileri 04.30’a kadar açık. En iyi happy hour ise Kaffibarinn’de, onu es geçmeyeyim.
Beni bu şelalelerde yıkasınlar
Reykyavik dışındaki ilk rotanız güney olsun. Rotayı Vik kasabasına doğru kırın. Bu yol üzerinde iki tane şahane şelale var. Skogafoss şelalesi en çok hoşuma gideni. Üşenmeyin,
yukarısına kadar çıkın. Trekking sevenler için nefis yürüme yolları var. Diğer şelale ise Seljalandfoss. Daha romantik bir şelale. Kahvenizi alıp suyun kenarında yudumlayın.
Ah o siyah kumsal!
Vik’e gelmeden Siyah Kumsal’a, nam-ı diğer Reynisfjara’ya da uğrayın. İki büyük kumsaldan oluşuyor burası. Tam instagram’lık manzarası var. Kumsala hayran olacağınız kadar tatlı puffin kuşlarına da bayılacaksınız. Özellikle akşamüstü toplu halde kayalıklarda tünüyorlar. Penguene benzeyen bu kuşları hain İzlandalılar yiyorlar da! O yüzden mönülerde puffin görürseniz direkt es geçin!
Kuzey ışıkları zamanı
Öyle her mevsim her ay görünmüyor o ışıklar. Ben temmuz ve ağustos aylarında gittiğim için hava hep aydınlıktı. Eylül-mart ayları arasında görünüyormuş kuzey ışıkları. Tabii o aylar daha da soğuk. Ben gittiğimde 14-15 dereceydi, hava idealdi. Şu anda ise 10-12 derece arasında seyrediyor.
Valla pahalı!
İzlanda pahalı memleket, onu söylemiş olayım. Eh, dünyanın (hem doğa hem de şeffaf yönetim biçimi açısından) kurtarılmış bölgesi burası, o kadar olsun! Mesela iki kişi yemek yedin, 250 liradan aşağı çıkman imkansız. Ona göre ayarlayın kendinizi. Üç gün için yakıt ise 600 liraya filan maloluyor.
Buzul gölüne çık
Buzul gölü Jökulsarlon. Vik’ten sonra iki saat daha yol gidip buraya da uğrayın. İrili ufaklı buzulların etrafında poz verin. Eğer şansınıza güneş varsa ortaya çıkan görüntü inanılmaz oluyor.
Gullfoss ne şahanesin
İzlanda’da şelaleden bol bir şey yok. En meşhur aslında Gullfoss ya da bilinen İngilizce ismiyle Golden Falls. Bir şelale daha göreyim derseniz, 122 metrelik Haifoss’u da listenize alın.
Bir-iki-üç... Hadi fışkır!
Gayzer’i görmeden olmaz. Yeraltı sularının magmaya dokunması ya da magmanın çok yakınından geçmesi sonucunda ısınmasıyla oluşan nefis doğa olayı yani. Gulfoss civarındaki gayzer bölgesinde irili ufaklı fışkıran su kaynakları var. Ama en büyüğünün adı Stokkur. Üç dakika, bilemedin altı dakikada bir yerin altından su fışkırıyor yeryüzüne. Aman suya elinizi değdirmeyin, Türk’lük yapmayın, çünkü 80-100 derece!
Dumanı meşhur o yanardağ
Geçmiş yıllarda dumanı yüzünden Avrupa hava trafiğini kilitlemiş meşhur yanardağ Eyjafjallajökull’u ben uzaktan gördüm. Zaten güneye giderken yol üzerinde. Ama hep zirvesi bulutlu… Yanardağın hemen yakınında yer alan turistik bir merkez de var. Yanardağın patlamasından etkilenen bir çiftçi ailenin nasıl hayatta kaldığını anlatan bir belgesel gösteriyorlar orada. Çıkışta da yanardağ külü, taşı ve bunun gibi ıvır zıvırı satıyorlar. Bence gereksiz, hiç takılmayın burada.
Sıcak nehir en güzeli
Blue Lagoon, yani dışarısı buz gibiyken içi 40 derecelik termal yapay göle girmek en popüler İzlanda turist akvitivesi. Ben çok bayılmadım. Onun yerine daha doğal bir yere, Hveragerdi kasabasının yukarısındaki dağdan akan sıcak nehre girin daha iyi. Oraya daha çok yerliler gidiyor. Yanınıza da içki de alın.
Atla turlamak istiyorsanız
İzlanda’ya özgü atları görmeden, fotoğraflamadan ya da onlarla bir tura çıkmadan olmaz. Zaten adım başı bu atlara rastlamak mümkün! Eğer bu atlarla tur da yapayım, doğanın içinde fink atayım diyorsanız iki güzel at çiftliğinin adresini vereyim: Biri Eldhestar, diğeri Viking Horses.