Paylaş
Haberin özeti şu: “Güneydoğu’da turizm felce uğradı... Bunun üç nedeni var: Terör, Rusya ile gerilen ilişkiler ve IŞİD...”
*
Hürriyet denilince hemen altında buzağı arayangillerden Hüseyin Gülerce, bu baştan sona bilgilendirici, verileri ortaya koyan, masum ekonomi haberini “Haberde PKK’nın adı geçmiyor, Hürriyet PKK’yı destekliyor” diye yorumlamış.
Yuh ki yuh!
*
Bu Hüseyin Gülerce denilen şahıs, kendisiyle yaptığım röportajda şunu demişti:
“Hükümete yakın bir medyada yazmak gibi bir düşüncem asla yok. Kırmızı halı serseler ben böyle bir şeyi yapmam.”
Bunu dedikten kısa bir süre sonra hükümete yakın medyada yazmaya başladı.
*
Daha kallavi tornistanlarını bir tarafa bıraktım, bir insanın sadece bu tornistan yüzünden bile yüzünün azıcık kızarması gerekmez mi?
Ama bunun için adamda biraz yüz olacak değil mi?
Hahahaha!
CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan’a hakaretten haklarında dava açılanlar anında kodese tıkılıyor ya...
Üstün zekâlı bir vatandaşımız, mahkemeye koşmuş: “Putin denilen bir adam var. Bu adam Cumhurbaşkanımıza hakaret
ediyor. Tıkın onu kodese.”
*
O tarihi cümleyi bir kez daha tekrarlayalım:
Türkiye, vatandaşı olmasak aslında süper eğlenceli bir ülke...
Ne güzel
TARIM Bakanı Faruk Çelik, eski tarım bakanlarını bir masa etrafına toplamış.
*
Kimler yok ki masada?
Hüsnü Doğan, Lütfullah kayalar, Musa Demirci, Mehdi Eker, Hüsnü Yusuf Gökalp, İsmet Atilla...
*
Son günlerde eskiyle bağlar öyle hoyrat biçimde koparıldı, jestlerden öyle köşek bucak kaçıldı, zarif ilişkiler kurma çabası öyle keskin biçimde bitirildi ki...
İnsan en küçük bir zarafet gördüğünde heyecanlanıyor.
Teşekkürler Faruk Çelik. Bize bu heyecanı yaşattığınız için.
Vermiş ağzının payını Trump’ın
-HER Nemrut’un karşısına bir İbrahim çıkar ya...
-Her Firavun’un karşısında bir Musa çıkar ya...
Donald Trump denilen şaklabanın karşısında da...
Bizim Muhammed Ali çıkmış.
*
Ve patlatmış manevi yumruğunu Donald’ın kafasına.
“Hadi oradan, haddini bil” diyerek.
*
Aşkolsun Muhammed Ali’ye!
45 yıldır göğsümüzü kabartmaya devam etmeyi başarmaktadır.
Ah Demirtaş ah
-ZEKİCE esprilerinle hükümeti en fazla bunaltan lider iken... Artık yapacak bir tek esprin kalmadı.
-Söylediğin her cümle, ahalinin kulak kabartmasına yol açarken... Artık söyleyecek cümlen kalmadı.
-Türkiye’nin tamamında bir fenomen olup çıkmışken... Artık bölgede bile fenomen olmaktan çıktın.
Yazık ettin kendine...
*
Demirtaş, en son “Bizim partide Erdoğan meftunları vardı, hiçbirini milletvekili yapmadık” açıklaması yaparak, partinin bütün eski milletvekillerini “töhmet” altında bırakmış ve kendine yazık etmeye devam etmiş oldu.
Muhalefetin işine yarayacak bir imam hatip tekerlemesi
TAYYİP Erdoğan ve AK Parti’nin siyasi başarısındaki en önemli etkenlerden birini tek bir kelimeyle açıklıyorum:
“TEKRAR.”
*
“Tekrar”, Erdoğan ve AK Parti için sihirli bir sözcüktür.
Aynı şeyi bin kere söylemek. Bıkmadan tekrar etmek... Her platformda hep aynı şeyi söylemek... Tekrardan hiç usanmamak... Tekrar... Tekrar... Tekrar...
*
İmam hatip öğrencileri arasında epey yaygın yarı Arapça, yarı Türkçe bir tekerleme vardı.
Şöyle denirdi:
“Ettekraru Ahsen/ elevkâne yüz seksen.”
Anlamı:
“Tekrar çok güzeldir/Velev ki yüz seksen kere olsun.”
*
Erdoğan ve arkadaşları, siyasal iletişimde “tekrar” olgusunu, işte bu imam hatip tekerlemesinden aldıkları dersle hayata geçirmiş olabilirler.
İşte şimdi aynı tekerlemeyi muhalefet de öğrendi.
Umutsuzca bekliyorum: Bakalım gereğini yapacaklar mı?
Tahir Elçi’nin sözleri için benden 20 bin lira istediler
SAVCILIKTAN bir kâğıt geldi bana.
Kâğıtta şunlar yazıyordu:
Sanık: Ahmet Hakan... Suçu: Terör örgütünü övmek... Cezası: 20 bin lira... Hüküm: Parayı ödersen kurtulursun, ödemezsen hakkında dava açılır.
*
Tahir Elçi’nin CNN Türk’te Tarafsız Bölge’de söylediği sözler nedeniyle gönderilmiş bu yazı.
Olay şöyle gerçekleşmiş.
Savcı, bu yazıyı yazmış/Postaya vermiş/Ertesi gün de Tahir Elçi katledilmiş/Tahir Elçi öldüğü için dava düşmüş/Ama ben ölmediğim için cezam kesilmiş.
*
Kıssadan hisse:
Bu devletin elinden ancak öldürülürsen kurtulursun... Başka türlüsü mümkün değil.
Bir Roman çocuğu 92 yıl sonra Meclis kürsüsünde
ŞU Meclis’te kendime en yakın gördüğüm milletvekili Özcan Purçu.
Ağzımı doldurarak “İşte benim milletvekilim” diyorum bu Roman çocuğuna.
*
Afili makam arabasına binip Porto Riko’nun teneke evlerinden beter Roman mahallelerine giriyor ve bütün Romanların gözlerinde gururlu bir ışıltının parlamasına yol açıyor ya...
Ben de bin yıllık bir Roman gibi gururlanıyorum.
*
Geçenlerde Meclis kürsüsüne çıktı.
“Bu kürsüden 92 yıldan beri ilk kez bir Roman konuşuyor” diye başladı sözlerine.
Ve 92 yıllık ezilmişliği, dışlanmışlığı, ayrımcılığı o minicik omzuna sırtlayarak sözlerine devam etti.
“Sözlüklerde bizden ‘kötü kılıklı seyrek görülen bir tip’ olarak söz ediliyor. Biz tip değiliz, vatandaşız” diye haykırdı.
*
Meclis’in en güçlü ismidir Özcan Purçu...
Çünkü onun arkasında sadece dünyanın bütün ezilen Romanları değil, bütün mazlumları var.
Paylaş