Hayallerimiz Neden Olmuyor?
"Hayal ediyoruz, çalışıp çabalıyoruz ve bazen tam da ‘Yaklaştım’ dediğimiz anlarda her şey ellerimizden kayıp gidiyor. Peki ama neden? Neden bir türlü olmuyor ya da olduramıyoruz? Enerji Terapisti Zehra Köse ile Enerji Terapisti ve Yaşam Koçu Seçkin Zenginler anlatıyor."
Ne kadar istesek, çabalasak da bazen hayallerimizi gerçekleştiremiyoruz. Tam “Yaklaştım” dediğimiz noktada hedefimizden uzaklaşabiliyoruz. Bu durum da bizi doğal olarak mutsuzluğa itiyor. Son aylarda yaşadığımız pandemi süreci bu mutsuzluğu ve olumsuz havayı daha da arttırıyor. Peki, nedir bunların sebepleri? Elimizden geleni yaptığımız halde neden olmuyor, olduramıyoruz?
Bizlerin de etrafımızda gördüklerimizin de kendine ait bir enerjisi var. Dolayısı ile kendimize ait bir titreşim seviyemiz ve bir çekim alanımız var. Aynı şekilde hayal ve hedeflerimizin de birer titreşim seviyesi ve çekim alanı var. Bu titreşim seviyesine rezone olduğumuzda, yani uyumlandığımızda, bu isteklerimizi kendi hayatımıza çekeriz. Titreşim seviyemiz ne kadar yüksekse ve çekim alanımız ne kadar geniş ise hayallerimize kavuşmak da bir o kadar kolay ve hızlı olur.
Kısır döngüde enerjimiz düşer
Titreşim seviyemizi yükseltmek için öncelikle her şeyde olduğu gibi yükselmek için bizi aşağıya çekenleri bırakmak ve hafiflemek gerekir. Bu bazen bir kişi, bir nesne, bir iş ya da bir ilişki olabilir. Bize iyi gelmeyen ve mutsuz hissettiren her şey aslında bir yüktür ve bu yükler maddi yüklerden daha çok geçmişten bugüne getirdiğimiz düşünsel ve duygusal yüklerimizdir aslında.
Bahsedilen yükleri şöyle sıralayabiliriz:
- Korkularımız ve kaygılarımız,
- Öfke, nefret duyduklarımız ve affedemediklerimiz,
- Suçluluk hissettiklerimiz ve hazmedemediklerimiz,
- Kabule geçemediklerimiz ve direndiklerimiz,
- Olumsuz düşünce ve inanç kalıplarımız,
- Güvensizlik ve özgüven eksikliği,
- Kendimizi ifade edemediklerimiz,
- Utanç ve pişmanlıklar,
- Yetersizlik ve değersizlik duygularımız.
Bu duygusal yükler bilinçaltı dediğimiz alanda ve birçoğunun çocukluktan bugüne getirdiğimiz çok eski kayıtlara aittir. Bunları taşıdığımız sürece, gerçekliğimiz hep bu duyguların yani geçmişin tekrarı şeklinde bir kısır döngü yaratır. Bu döngü içinde yaşarken enerjimiz çok düşer ve bu düşük enerji ile hayal ettiğimiz şeylerin enerji seviyesine ulaşma ihtimalimiz de zayıflar.
Kalbin rezonansı, zihinden 60 bin kat fazla
Hayallerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda duyduğumuz kaygı ve korkular, değersizlik ya da layık olmadığını düşündüren ego yapımız bizi bu hayallerden yavaş yavaş uzaklaştırır. Kalpten isteyip bıraktığımız, yani herhangi bir olumsuz düşünce ve duygu durumuna düşmediğimiz her şey zaten kendiliğinden gerçekleşir. Hepimiz yaşamışızdır, bazen zihnimizin en boş olduğu anlarda, bir tatlı çeker canımız. ‘Bir tatlı olsa da yesek’ deriz ve çok kısa bir zaman içinde bir arkadaşımız ya da aileden biri elinde bir tatlı paketi ile çıkagelir. Nasıl olur bu?
O kuantum alanında yani sonsuz seçeneklerin olduğu alanda bir niyet verdiğimizde o niyet, araya hiçbir zihinsel düşünce ve duygu girmediği, yorum ya da beklentinin olmadığı alanda yani AN’da gerçekleşir. Çünkü bu alan tamamen kalbin titreşim alanıdır, evrenin akışına olan inancın, güvenin ve kabulün olduğu alandır, ‘Neden olmuyor?’ demeye fırsat bile bulamadığımız hızla gerçekleşme alanıdır ve kalbin rezonans alanı, zihnin rezonans alanından 60 bin kat daha güçlü ve 5 bin kat daha geniştir.
Bu alana nasıl gireceğiz? Nasıl hızlıca olmasını sağlayacağız?
Fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak dengede kalarak,
Enerji seviyemizi yüksek tutarak,
Niyet, dua, hayal ve hedeflerimizi net ve detaylı bir şekilde belirleyerek,
Meditasyon ile imgeleme yaparak ve ‘olmuş gibi’ duygusuna girerek,
Her zaman görünen bir duvara hedef görsellerini asarak,
Olacağına inanarak ve olmuş gibi şükrederek,
Gereken çabayı göstererek,
O şeyin enerji alanına girerek (Örneğin o arabanın test sürüşünü yaparak),
Bu konularla ilgili başarı hikayelerini okuyarak, izleyerek,
‘Olmuyor’ diyerek vazgeçmeyerek, tekrar tekrar deneyerek,
Evrenin akışına ve zamanlamasına güvenerek…
Girdiler aynı ise sonuç değişmez
Hayallerimize kavuşmak sadece istemekle olmaz, gerçekten istemek gerekir. Çünkü gerçekten isteyenler, bu uğurda ellerinden gelenin en iyisini yapmaya gönüllüdürler. Onunla yatar, onunla kalkarlar, zihinlerinde yaşarlar, yüreklerinde hissederler ve fiziksel olarak da tüm gayreti gösterirler. Bu uğurda bazen düşmeyi, ancak her düşüşte yine kalkmayı ve her kalktığında hayal kırıklığı ve umutsuzluk ile değil, edindiği dersler ve daha da motive olarak, deneyimlemiş yani öğrenmiş olarak tekrar denerler, vazgeçmezler. Hatta bazen en başa dönmek zorunda kalırlar, çünkü bilirler ki tüm girdiler aynı ise sonuç asla değişmeyecektir. Hayatımızı bu kadar kolaylaştıran icatlara bir bakın, bir günde mi oldular? Aylar, belki de yıllar ve binlerce deneme sonucu ortaya çıktılar. Ya o mucitler bıkıp usansalardı ya da bazı bahanelerin arkasına sığınıp vazgeçselerdi? Bugünkü teknolojik gelişmeye ulaşmamızı sağlayan kişiler, kimbilir kendi hayatlarında nelerden fedakârlık ettiler ya da vazgeçtiler?
Olacağına dair inanmak şart
Hayallerimize/hedeflerimize ulaşmak, her şeyde olduğu gibi bir süreçtir. Bu süreci sağlıklı ve dengeli bir şekilde tamamlamak için ihtiyacımız olan sadece inanç, sabır, emek ve olacağına dair duyulan güvendir.
Bu sürecin daha dengeli ve sağlıklı ilerleyebilmesi, kişiye uygun hedef belirleme, kişinin potansiyelinin ve enerji seviyesinin belirlenmesi ve hedefe giden yolda onu aşağıya çeken durumların belirlenerek iyileştirilmesi konularında bir uzmandan destek alınması da tavsiye ediliyor. Bu çalışmalar, hayal ve hedeflere gidilen yolda kişinin hem inancını, motivasyonunu, dolayısı ile enerji seviyesini yükseltecek hem de hız kazandırarak süreci kısaltacaktır.