Güncelleme Tarihi:
Slovakyada arkeoloji okuyup, 2010 yılından sonra kendinizi fotoğraf alanına adamınızı sağlayan etmenler nelerdi?
Lise çağlarımda pek çok restorasyon işi yaptım, aynı zamanda resim de yapıyordum. O zamanlar ressam olmak istiyordum. Sonrasında yaratıcı bir ara vermeye ihtiyacım oldu. Tarihe ve geçmişe her zaman yakınlık duydum, bunlar beni hep büyüleyen bir şeylerdi. Zaten bu yüzden de arkeoloji bölümüne kayıt yaptırdım. Hiçbir zaman fotoğrafçı olmak istemedim. Sahip olduğum ilk profesyonel fotoğraf makinemi bana kız kardeşim verdi. Çok heyecanlandım. Kelimenin tam anlamıyla her şeyin fotoğrafını çektim. Fotoğrafçılığa aşık oldum.
2014’te başladığınız ‘In The Swimming Pool’ serisinde geometrik ve ayna etkisinin çarpıcı yansımaları sizin için ne ifade ediyor? Kullandığınız özgür kareler içerisinde dikkat çeken ‘no diving’ gibi kurallar, simgesel olarak neyi veya neleri temsil ediyor?
Çalışmalarınızdaki uyum ve dengenin oluşumunda kullandığınız zıtlıklar, belleğinizde imgelediğiniz görseller mi yoksa hayatın içinden size ilham olmuş görseller mi?
1988 yılında Slovakya’da doğdum. Komünist rejim Slovakya’da 1989 yılında son buldu dolayısıyla ben o süreci yaşamadım. Ne var ki yine de mimarinin ve tasarımın komünist dönemden kaldığı bir ortamda büyüdüm. “Doktorda” ya da “Kasapta” gibi temalar hayatın içinden gerçek anılarımdır. Anılarımı seviyorum, bu yüzden de onları yaratıcı işlerim için saklamaya çalışıyorum. Bazen çalışmalarım aracılığya insanlara deneyimlerimi ya da gördüklerimi gösterebiliyorum.
Fotoğraflarınızda tercih ettiğiniz ve “Bu benim tarzım” diyebileceğiniz bir bakış açınız ve üslubunuz var mı?
Kullandığınız insan ve mekanları uyumlu hale getirerek iki unsurun birbirinden ayrılamayacağını kanıtlamaya çalıştığınızı daha önceki röportajlarınızda okuduk. Fotoğraflarınızda bu anlamda kulladığınız özel tercihleriniz var mı?
Evet bu doğru. Fotoğrafçılık kariyerimin başında insanları fotoğraflamaya odaklanmıştım. İnsanlar benim en temel ilham kaynağım, beni gerçekten büyülüyorlar. İnsanlar olmadan hiçbir mekanın anlamı yoktur. Bir parçası eksiktir ve bomboştur. Bu diğer taraftan da aynı şekilde, insanlar da mekanlar olmadan hiçbir yere uymuyormuşçasına anlamsızlaşırlar. Çalışma serilerimdeki temel odak insan ve mekan arasındaki uyumu yakalamak.
Sanatın subjektif yapısının yanında sanatçıların eserlerinde karşı tarafa ne düşündürtmek ve ne hissettirmek istedikleri de önemli bir noktayken bu bağlamda sizin amaçladığınız veya beklentileriniz nelerdir?
Tabi ki, yeni projeler üstüne çalışmaya başlayacağım. Durağanlıktan hoşlanmıyorum, bu yüzden kendimi bir fotoğfarçı olarak geliştirecek yeni projeler üstünde çalışmalıyım.
Maria Svarbova'nın fotoğrafları 212 Photography İstanbul festivali kapsamında 18 Ekim'e kadar Yapı Kredi Bomontiada Alt'ta görülebilir.