Güncelleme Tarihi:
* 30’larla birlikte hayata dair neleri çözdünüz?
- Yaşama dair bir şey çözmüyorum. Kendime karşı böyle bir sorumluluğum yok. Onca hiddetin içinde bir tane kalbim olduğunu hatırlamak, ona “Yaşa kızım” derken, yaşadığı şeyin de ne olduğunu ve kime ne kazandırdığını anlamakla sorumluyum. Bu da hayatı mayatı çözmez. Çözemez!
◊ Kariyerinizde ve kendi hikâyenizde tıpkı soyadınız gibi vuslata erebildiniz mi?
- Dikkatini çekerim ‘vuslatın eri olmak’ anlamını da taşır. Şarkıdaki gibi “Ayrılık da sevdaya dahil” diyen bir soyadım var. Hakkını verdiğimi söylemek henüz erken.
◊ Peki sizin hikâyeniz bir film olsaydı...
- Her duyguyu barındıran bir film olurdu. Hayatta renkleri görmek önemli. Kendi renklerimle bağım kuvvetlidir. Hüznü de sevinci de hakkını vererek yaşamaya çalışırım. Günün sonunda bu hayattan göç ederken kendimle kalacağım son saniyelerde vicdanım rahat olmalı. Kendime mahcup olmamalıyım. Dram bizde ‘acıklı hayat’ diye bilinir ama ona aslında ‘trajedi’ deriz. Drama komik unsurları da içinde barındırır. Tam ben işte!
◊ Kelebek’teki köşenizde kendinize dair her şeyi çekinmeden anlatabiliyorsunuz. Hakkınızda ‘şaşırtıcı ama gerçek’ ne söylersiniz?
- Sansasyon insanı değilim. Kendime ait bir odacığım var. Onu da benden başka kimse bilmez. İçimde yaşadığım duyguları yazıyla tarif etmek, bir kitabı yazarın ne hissederek yazdığı üzerinden değerlendirmek çok eğlenceli bir serüven. Köşe yazmak çok iyi oldu. Kendi hayatımı anlatmıyorum yazılarımda, bir-iki anıya selam veriyorum geçerken. Gazete okuyan biriyim. Her gün türlü türlü haber var, o gündemlere değinmek, dokunmak ve empati kurmak çok değerli. Hepimiz için.
◊ Sizin için yapılan ”Sivri, biraz cool, hafif atarlı, farklı olmaya çabalıyor” eleştirilerine ne diyorsunuz?
- Bu başkasının bakış açısıdır. Herkes her şeyi söyler ve söyleyebilmek için de güvenli bir alan ister. Haklılar elbette. Ama hakarete nezaket şovu yapmalı mıyız? Yapmamalıyız. Ben oyunculuk, yazarlık, şarkıcılıkla ilgiliyim. Bu ifade biçimlerinden de sorumlu bir zekâya sahibim. Sevmek ve sevmemek anlık meseledir. Anlayışım sonsuzdur. Sınır ihlali söz konusu olduğunda rengimi belli ederim. Çünkü bu tarz yorumları seyirci yapmaz, yorumlamak için yorumlayan yapar.
◊ Bir yazınızda “Uzun zamandır yakamıza yapışan bir hastalık bu. Gülememe rahatsızlığı...” diye yazmıştınız. Neden bu rahatsızlığa yakalandık sizce?
- Eğlencemiz eksik gibi duruyoruz. Gülmeye, eğlenmeye, mizahın gücüyle dirilmeye ihtiyacımız var. Millet gülerken “Gel ya güleriz, kafanı dağıtırsın” diyor. “Gitti bizim güldürürken düşündürme hadisesi” diyorum. Şaka bir yana, yüzümüz düşük son yıllarda. Bir toparlanmaya ihtiyacımız var. Bu gri rengin dağılması lazım.
◊ Uzun aradan sonra ’Hedefim Sensin’le mizaha döndünüz. Nasıl bir film bekliyor izleyiciyi?
- Çok komik, özellikle kış sezonuna girmişken keyifle seyredecekleri, içlerini ısıtacak bir hikâye. Zaten Ata Demirer senaryolarından hiçbir şüphemiz yok ama ciddi anlamda güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip olduğumuzu da söylemem gerekir. Dolayısıyla filmin hiçbir karesinde boş yok.
◊ Nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz?
- Benim karakterim adalı bir kız, adı Leyla. Sanata çok düşkün, Frida hayranı, insanları olduğu gibi kabul eden bir karakter. Bu karakterin içinde seyahat etmek benim için çok keyifliydi çünkü daha önce oynadığım hiçbir karaktere benzemiyor. Bu benzersizlik için yönetmenimiz Kıvanç (Baruönü) Hoca’ya, Ata’ya (Demirer) ve özellikle Demet’e (Akbağ) çok müteşekkirim.
◊ Nedir daha önceki rollerinizden farkı?
- Bu zamana kadar genelde daha dik, sert rollerde yer aldım. Oyunculukta sınırlara yaklaşmayı ve sınırları zorlamayı çok severim. Ama bence oyunculuğun en zor sınavlarından biri, naif, sade ama bu sadeliğin içinde samimi ve inandırıcı olmak. O yüzden bu, oyunculuk anlamında attığım en güzel adımlardan biriydi.
◊ Ata Demirer’i ‘komik, yetenekli’ gibi klişelerin dışına çıkarak nasıl anlatırsınız?
- Ata o kadar yetenekli ve o kadar renkli bir insan ki onunla vakit geçirmek benim için çok özel bir süreçti. Ailenin büyüğü, sevilen abisi gibi o kadar güzel çekip çevirdi ki her şeyi; yeri geldi bize balık pişirdi, yeri geldi Orhan Veli şiirleri okudular sevgili Erkan (Can) Abi’yle, gözümüzdeki yaşları tutamadık. Çok hikâyeler paylaştık orada. Ata denize, balığa, hayata hâkim bir adam, başka bir dil konuşuyor hayatla. O yüzden anlaşamamak çok zor Ata’yla. Zaten derdi deniz olan bir adamın sohbeti deryadır. Komik ve yetenekli dışında diye sorduğun için, şunu da söyleyeyim: Ata hüznün de hakkını çok güzel verir. Onun yanında hüzünlenmek de çok değerlidir.
◊ Film çekimleri sırasında bir oğlak sahiplendiğiniz doğru mu?
- Bizimle sette beraberdi, ona kıyamadım. Onu gördüğüm ve onun da beni gördüğü anda enteresan bir şey oldu ve onu okşayıp severken bir bağ kurdum. Evet, bizim dinimizde Kurban Bayramımız var, bunlar büyüyecek, kesilecek. Ve gözümü kapadığımda, bir anda onun için bunu istemedim, demek ki onun hayatında, onun tekamülünde de böyle bir şey vardı. “Ben bunu almak istiyorum” dedim, şimdi Evren Bey var sahibi, devamlı resim atıyor. Biraz havalar ısındığında alacağım.