Güncelleme Tarihi:
Kilyos’ta bir cumartesi sabahı, 05.45 suları... Kulüp insanları hâlâ pistte, ‘dans dans dans’ halinde. Dans edecek mecalin yok. Pilin bitmiş. Biri Alman, ikisi Türk bir ekip seni yerinden kaldırmaya çalışıyor: “Hadi, şurdaki arabayı boyayalım.” Henüz ‘olayı’ anlamamışsın.
Böyle işlerle, hippi kafalarla işim olmaz diyorsun içinden. Etrafı seyrediyorsun kafanı çevirebildiğin kadar. Geçen yaz karavanıyla, köpekleriyle buraya demir atmış Mithatcan Özer’e takılıyor gözün. Normal olabilmenin tadını çıkarıyor.
Az ilerisinde televizyondan tanıdığın oyuncular, müzisyenler... Yanına daha önce hiç görmediğin belki daha da görmeyeceğin bir kız yanaşıyor. Önce heyecanlanıyorsun. “Ona bak/bana bak” bir kulüpte flört durumlarına düştüğünü zannediyorsun. Yanlış alarm. Uzun bir Gezi seranadı çekiyor önce. Ve sonra sırasıyla neden umudu kaybetmemiz gerektiğine bir nutuk, birlikte neleri değiştirebileceğimize dair paket...
İstediğin kadar dans et, içki iç, kudur, gün sonunda herkesin muhabbeti tek bir soruya bağlanıyor Suma topraklarında: Birlikte ne yapabiliriz? Gün ağardıkça kimisi çadırına, karavanına dönüyor. Kafasını sokacak bir yer bulamayan plajda, ormanda uyuyor. Evet, Suma’ya dair “Cuma sabahından bir giriyorlar, pazara kadar uyumadan parti, eğlence... Tam Berlin kafası!” tadında cümleler kulağınıza gelmiş olabilir. İçerde olup bitense sıradan bir ‘partiden’ daha fazlası...
GEZİ RUHUNUN KURTARILMIŞ BÖLGESİ
Motto şu: Birlikte daha iyiyiz, daha zenginiz. Şehirde ‘kolektif bilinçle’ üreten, yaşayan gençliğin ilk çıkış noktası Suma değil. Cihangir-Galata’da yaşayan genç tayfada uzun süredir biri yazıyor, diğeri tasarlıyor, öteki paketliyor, güzellik buradan doğuyor. Dergilerini (Klok Mag, ZERO), galerilerini (Milk vs.), kulüp ve restoranlarını (Wake Up Call, Datlı Maya) kıyıda köşede hep görüyor, defalarca önünden geçiyorsunuz.
Şehrin trafiğinde, hır güründe kaynayıp giden, solup sararan bu güzellikler şimdi Kilyos’ta bir ‘akım’a dönüşme eşiğinde. Suma’yı anlamak için biraz altını kazımalı, ismini aldığı Karaköy’deki Sumahan’dan çıkmalı. Oxford’da tarih ve politika okumuş Süreyya Arioba ve New York Colombia’dan mezun Cengiz Atasoy, iki kardeş okul kitaplarını bitirip yurtdışı defterini kapatınca anne Verkin Arioba’nın Karaköy’deki hanına yerleşiyor.
Tek bir amaç var o da kapitalist komün hayat kurmak. Müzikle, sanatla süslü ‘festival’ ruhu, bir binaya, bir partiye sığmayınca Kilyos’taki bir ‘yaşam alanı’ fikri doğuyor.
Zaman geçtikçe şu tespitin altı daha kalın çiziliyor: Kopenhag’ın ‘kurtarılmış’ Christiana’sı varsa İstanbul’un da Suma’sı var. Christiana, Kopenhag’ın Christianshavn ilçesinde bulunan özerkliğini ilan etmiş 850 nüfuslu bir mahalle. Kendi bayrağı, tebası, anayasası var. Bir tür devlet içinde devlet durumu. 40 küsür yıl evvel bir grup anarşist gencin, kapatılan NATO üssüne yerleşmesiyle başlayan bir hikâye, uyuşturucu ve rock cennetine dönüşmüş bir hippi kasabası.
Özgürlükse özgürlük, sanatsa sanat! Suma henüz Christiana’nın ‘tırnağı’ değil, özerklik filan ilan edildiği de yok. Bu kadar Christiana’ya yaklaştıran oldu, Gezi ruhuyla paralel bir şekilde açılması, yeşermesi, palazlanması ve yakında zamanda ‘kurtarılmış bölge’ ilan edilmesi: “Tıpkı Gezi’de olduğu gibi, benzer sıkıntılara, sıkışmışlıklara sahip bir jenerasyon plansız programsız, gayet kendiliğinden, hayatın normal akışıymış gibi burada toplandı. İstediği gibi giyiniyor, dilediğiyle öpüşüyor.
Kafasına göre üretiyor, çalışıyor. Karışanı yok” diyor kurucusu/sahibi Cengiz Atasoy.
Aynı kalabalık Gezi zamanı sokaklara dökülmüş, özgürlüğünün peşine düşmüş. Suma çatısı altından politik bir ton çıkardıkları yok. Söylemler hep yumuşak, eylemler hep barışçıl. Tabiatını bulamadığından kendini ifade edememiş, sıkışmış kalmış tüm yaratıcı tayfa burada. Plajdaki ufak dükkân genç tasarımcıların ürünleriyle, sanat alanı taze yeteneklerin işleriyle dolu misal. Ve kapılar herkese açık.
MODERN HİPPİLİK NASIL DOĞDU?
Buranın yaşam tarzına ‘modern hippilik’ deniyor. Müziğini ve kılık kıyafetini bir yana bırakalım, Süreyya Arioba’dan özetle işin felsefesini dinleyelim: “Doğaya saygı, doğaya dönüş akımı bu. Gezi sonrası Türk gençliğin doğayla ilişkisinin yeniden alevlenmesi sonucu çıktı. Suma insanları da bunun parçası.
Hayvanlarla insanların doğada, uyum içinde yaşadığı sosyal bir harmoni burası. Hippiler olarak bilinen 68 kuşağı, en büyük sosyal devrimi kadın- erkek eşitliğini sağlayarak yapmıştı. Suma’nın modern hippileriyse ‘straight’ ve eşcinsel kitle arasındaki eşitliği ve barışı sağlıyor. Onur Yürüyüşü sonrası binlerce LGBT insanı, kendi kıyafetiyle kalabalığa karışıp dilediği gibi dans etti burada.Yeni devrim bu.
Suma insanlarının hikâyesi sizde de bir kıvılcım yaratabilir, kapağı Suma Beach’e atıp çiçeklere bürünmek isteyebilirsiniz pekâlâ. Baştan uyaralım: İlk google’lamanızda karşınıza buranın ne kadar da pahalı bir yer olduğuna, kötü bir servisle yürüdüğüne dair eleştiriler çıkacak. Sebebi de şuymuş: “Ciddi bir operasyon var arka planda. Sadece güvenlik ekibi 35-40 kişiden oluşuyor. Müzik ve çalan DJ’ler hep belli bir kalitede.”