Güncelleme Tarihi:
◊ Ahmet Bey iyi bayramlar, öncelikle Erdek serüveniniz nasıl başladı diye sormak istiyorum. Kaç yıldır buradasınız?
- Buraya ilk 1980 senesinde geldim. Bir öğretmen arkadaşım vardı. Beni aradı, “Ahmet Abi kafanı dinleyebileceğin tam sana göre bir yer buldum, buraya gel” dedi. Geldim, bir baktım yemyeşil ova, denizle birleşiyor. Çok sevdim. Ertesi sene mevsim başında karım ve çocuklarımla geldik. 1-2 sene pansiyonda kaldık. Sonra karım dedi ki; “Ben arsa aldım”. Tepede, köyün en güzel yerlerinden birinden arsa almış. Ama yan tarafı mezarlık. Dedim ki; “Yahu burası mezarlık, ne yapacaksın burada!” Karım “Ev yapacağım” dedi. “Biz burada yaşamayacağız, pansiyon gibi bir şey yapalım” dedim, “Hayır, mimar proje çizdi” dedi. Altı 50, üstü 50 metrekarelik bir ev yaptık. Aradan zaman geçti. Karım bir gün “İstanbul yaşanacak gibi değil artık, ne yapalım köye temelli yerleşelim mi, sen orada yaşar mısın?” diye sordu. “Her yerde yaşarım ben” dedim. 2000’li yılların başında tamamen buraya yerleştik.
SOKAĞA ADIMI VERDİLER
◊ Köy halkı sizi nasıl karşıladı? Ocaklar Köyü’nün Ahmet Abi’si oldunuz mu?
- Olduk, olduk. Buraya benim için gelenler oluyor. Hatta sokağa da ismimi verdiler. Bu köyden memnunum. Hırgür yok. İnsanların hepsiyle konuşursun. Ama dedikodu da bol burada! (Gülüyor)
◊ Peki günleriniz nasıl geçiyor? Bağ bahçe, tarla işleriyle uğraşıyor musunuz?
- Koyun dibinde bir zeytin bahçem var ama kimse bakmıyor. Zeytincilik burada ikinci plana düştü. Eskiden kayığım vardı. Ondan da bıktım, artık denize de çıkmıyorum.
◊ Çocuklarınız geliyor mu?
- İki kızım var. Biri Hürriyet’ten emekli. Ailesiyle Antalya’da yaşıyor. Ben burada yalnız yaşıyorum ama yalnızlık hissetmiyorum. Kızlarım geliyor, ben gidiyorum...
KADİR DE, EDİZ DE TAM YEŞİLÇAMLI DEĞİL
◊ Yakın dostlarınızdan ziyarete gelenler oluyor mu?
- Yakın dostlarım kalmadı, hepsi öldü. Ben 92 yaşındayım.
◊ Böyle söyleyince Ediz Hun’un “Yeşilçam’dan Göksel Arsoy, Ahmet Mekin, Kadir İnanır ve ben kaldık” açıklaması aklıma geldi...
- Kadir de değil, Ediz de... Aramızda 20 sene var. Onlar bizim için tam Yeşilçamlı değiller. Ayhan Işık, ben, Eşref Kolçak, Fikret Hakan, Ekrem Bora, Göksel Arsoy; daha eskiler Turan Seyfioğlu, Muzaffer Tema, Kenan Pars... Ben tam o döneme denk geldim. Yeşilçam’ın Yeşilçam olduğu dönem. 50’lerde ve 60’larda olanlara Yeşilçamlı diyoruz. Türkan Şoray ve Fatma Girik de bizim kuşağa dahil. Ediz Hun 1960’tan sonra.
SİNEMAYA SEVEREK BAŞLAMADIM
◊ Sinemaya nasıl başladınız?
- Sinemaya severek başlamadım. Yani isteyerek başlamadım. 1955-56 yıllarıydı. O dönem genciz, Bakırköylüyüz, fizik güzel, bilmem ne... Tiyatro sevgimiz var ama sinemaya “Sevmiyorum, yapamam” diyorum. Kenan Pars’ın düğme dükkânı vardı Bakırköy’de. O bana hep “Sinema oyuncusu ol” diyordu. Ben de “Yok abi, istemiyorum” diyordum. Snop yani züppe bir çevreyle takılıyorum o dönem. Sinema bize hafif geliyor. Alay ediyoruz Türk filmleriyle. “Yaparsam arkadaşlarım dalga geçer” diyorum. Bir gün dükkânda otururken bir adam geldi, Kenan’a mektup verdi. “Senin dükkânda rastladığımız o çocuk çok yakışıklı, onu oyuncu yapalım. Avans olarak da 500 lira gönderiyorum. İkna et” yazıyor mektupta. Filmde Kenan’la iki kardeşi oynayacağız. Kenan 500 lirayı önüme koydu. Bizim aile de o sırada iflas etmiş. Yarım saat düşündüm, “Bir kere yaparım, parayı alır bırakırım” dedim.
◊ Ama bırakmadınız...
- Birkaç gün sonra İzmir’e gittik. “Mahşere Kadar” filmini çekeceğiz. Kenan bana “Kamera karşısında heyecandan elin ayağın titreyecek” dedi. “İlk çekimde ne yapılacaksa senin kadar yapamazsam, ben bu işi yapmam” dedim. İkili sahnemiz çekildi. Enver Abi (filmin yapımcısı Enver Burçkin) geldi, “Aferin evlat sana!” dedi. Kenan’a döndüm, “N’aber” dedim. Yeteneğim varmış. O film bitti, İstanbul’a döndük. Yattım, sabah annem “İki kişi geldi, seni görmek istiyorlar” diye kaldırdı. Adamlar “Bizi Fuat Bey gönderdi, sizinle görüşmek istiyor” dedi. Fuat Bey’in (Rutkay) stüdyoları varmış. “Gelmem, film falan yapmayacağım” dedim. Devreye yönetmen Sırrı Gültekin’le Kenan Pars girdi. Orada fiyatım 1000 lira oldu. İlk film bitmeden ikinci filme başladım, hemen 1000 lira daha...
PARA GELDİĞİ İÇİN DEVAM ETTİM
◊ Oyunculuğu sevdiniz mi?
- Açıkçası para geldiği için devam ettim. Aynı sene içinde fiyatım 2 bine, sonra 2 bin 500’e çıktı. 1 sene içinde 5 bine çıktım. Ayhan (Işık) rekordu, 5 bin lira alıyordu. Sonra Kemal Film çağırdı, senelik mukavele yaptım. Çok haklar verdiler, “Senaryo seçer, yönetmen seçer, oyuncu seçer” diye. Beni zirveye taşıyorlar. Kemal Film’le 1 sene içerisinde 10 bin 500 liraya kadar çıktım. O zaman için büyük para. Şimdikilerin milyonları gibi bir şey.
◊ Paranızı ne yapıyordunuz?
- Hep yiyordum, çok da hoşuma gidiyordu. Çocuklarımı büyüttüm. Anneme, babama, aileye baktım.
BENİ PİYASADAN SİLMEYE ÇALIŞTILAR
◊ Sinemaya küstüğünüz zamanlar oldu mu?
- Birkaç kez bıraktım. Kemal Film’le bozuştuk, ayrılmak istedim. Ama arada mukavele var. Benden intikam almaya başladılar. Önce zirveye çıkarıp, sonra düşürdüler. 3 sene orada kaldım, paramı aldım, tek bir film yapmadım. Sonuçta bu sektörde filmle var olursun. Osman Seden beni piyasadan silmeyi kafaya koymuştu. Bir gün beni çağırdı, önüme bir senaryo koydu. “Hangi rolü istiyorsan onu oyna. Ötekini de Ayhan Işık oynayacak” dedi. “Tamam, küslük bitsin” dedim. Yani girişte bir film yaptım, çıkışta bir film. 12 film yapmam gerekirken, iki film yaptım. Ben piyasaya yeniden döndüm ama fiyatım yarıya indi. Onlar da battı.
“ÇİRKİN OLUYOR, ÖPÜŞMEM” DEDİM
◊ ‘Türkan Şoray kurallarınız’ var mıydı?
- O zaman Türkan yoktu ama ben de yaptım onu bir filmde. “Çirkin oluyor, öpüşmem” dedim.
◊ 200’e yakın film, onlarca televizyon dizisi ve tiyatro oyunu... Peki Ahmet Mekin’in “Dönüm noktam” dediği proje hangisi?
- Tabii ki “Selvi Boylum Al Yazmalım”. Büyük bir umut bağlanarak yapılmadı. Film yapıyorduk, o kadar. Ama benim de, Türkan’ın (Şoray) da, Kadir’in (İnanır) de ismi buradan devam ediyor. Bu film sayesinde halen sevilen, ilgi gören bir adamım. Bizi unutulmazlar arasına soktu.
◊ Neden bu kadar sevildi sizce?
- Cengiz Aytmatov’un hikâyesi bu. Türkiye’ye adapte eden ise Ali Özgentürk. Bizim filmin asıl hikâyeyle ilgisi yok. Çıkış noktası aynı ama değişik. “Sevgi emektir” falan hep Ali’nin lafları. Filmde çok güçlü bir kadın imajı var. Kocası ihanet ettiği anda 1 yaşındaki bebeğini alıp çıkıp gidiyor. Çocuğa babalık yapan, aileyi koruyan, onları himaye eden bir adam var filmde.
ATIF YILMAZ BANA KÜSTÜ
◊ Çekimlere dair unutamadığınız bir anınız var mı?
- Atıf’la (Yılmaz) çekiştim. “Böyle oynayacağım” dedim, o da “Hayır” dedi. Türkan ile Kadir’in arasındaki o coşkulu aşkı benden de beklediler. Onu yapmadım. “Senaryoyu okudum, Cemşit böyle bir adam değil. Eşini ve iki çocuğunu kaybetmiş, durgun, suskun bir adam” dedim. Çekimde de dediğimi yaptım. Atıf “Ne yapıyorsun? Provada böyle yapmadın” dedi, “Geç o işi” dedim. Bana küstü. Sonra İstanbul’a geldik. Montaj falan derken aradan birkaç ay geçti. Atıf o zaman fark etti, koştu bana sarıldı.
◊ Yeşilçam’ı özlüyor musunuz?
- Özlüyorum. O atmosferi, o insanları... Çalışırken kardeş gibi oluyorsun. “Yeşilçam vefasız” sözüne katılmıyorum.
HİÇBİR ŞEY İZLEMİYORUM
◊ Yeni çekilen dizi ve filmleri takip ediyor musunuz?
- Hiçbir şey izlemiyorum. Ben kendi filmlerimi bile seyretmedim. “Al Yazmalım”ı 35 sene sonra izledim. Bir Fransız vakfı var. Önde gelen filmlerin kopyasını alıp revize ediyorlar. Sonra bir kopyasını ülkeye hediye ediyor, bir kopyasını da kendi ülkelerindeki arşive alıyorlar. Bizi de “Selvi Boylum Al Yazmalım” için davet ettiler. Türkan, Kadir ve Arif Keskiner’le gittik. 35 sene sonra filmi ilk kez seyrettim. Ötekilerin hiçbirini seyretmedim.
◊ Bayramlar sizin için ne ifade ediyor?
- Artık hiçbir şey ifade etmiyor... 92 yaşındayım. Gençken bayramlarda 3 gün tekneye biniyordum, hiç eve gelmiyordum. Çünkü evin kalabalıklaşmasını sevmiyordum...
TUŞLU TELEFON KULLANIYORUM
◊ Teknolojiyle aranız nasıl? Sosyal medyaya bakıyor musunuz?
- Hâlâ tuşlu telefon kullanıyorum. Onun dışında teknolojiyle işim yok. Sosyal medya falan bilmem.
◊ Türk sinemasının teknolojik anlamda geldiği nokta sizi şaşırtıyor mu?
- Artık Türk sineması Amerikan teknolojisiyle çalışıyor. Bu da güzel bir şey. Biz yokluk içerisinde çalışıyorduk. Alet yok, araç yok... Sabunların üzerinde yürütülen şaryoyu ilk gördüğümde çok şaşırmıştım. Şimdi ne aletler var! Drone’lar uçuyor. Şimdikiler iyi bir eğitim alıyorlar, düzgün konuşuyorlar, ezberlerini çabuk yapıyorlar. Bir de rahatlar, rahat konuşuyorlar. Yeşilçam’da müthiş bir disiplin vardı.
◊ Şimdilerde karavan beğenmeyen oyuncular var...
- Bu dizilerde gördüm onu. Adam diyor ki; “Ahmet Bey 3 numaralı karavan sizin”. Karavana gidiyorum, oturuyorum, kimse yok. Herkes bir yerlere çekilmiş. Benim canım sıkılıyor oturmaktan. Çıkıyorum, başlıyorum ortalıkta dolaşmaya. Karavanın neyini beğenmiyorlar? Duşu var, tuvaleti var, kanepesi, buzdolabı var. Daha ne bekliyorsun, hizmetçi mi olsun?
KARIMDAN SONRA GÜÇ KAYBETTİM
◊ Sinemayı bıraktınız mı? Halen teklifler geliyor mu?
- Hâlâ teklif geliyor. Hatta menajer anlaşıyor ama ben vazgeçiyorum. Çünkü İstanbul’a gitmek, otelde kalmak zor geliyor. Sinemayı bırakmadım ama 2020’de karım öldükten sonra ben bir güç kaybettim. Karım sağken her yere rahatlıkla gidiyordum. O öldükten sonra garip bir şey oldu. Çalışmak istemiyorum, bir yere gitmek istemiyorum. Bunlar hep kafamda büyüyor. Denize dahi girmek istemiyorum.
“ATATÜRK’Ü OYNARSAM SONRASINDA SİNEMAYI BIRAKIRIM” DEDİM
◊ Atatürk’ün hayatını oynamak gibi bir hayaliniz olduğunu biliyoruz. Neden olmadı?
- 1960 senesinde Kültür Bakanlığı bir teklifte bulundu. Dediler ki; “Atatürk filmi yapacağız”. Ben de “Benim için büyük bir şeref, onurdur. Atatürk filminde oynarsam, sonrasında sinemayı bırakırım. Yalnız siz bu filmi yapabilecek misiniz? Bütçeniz buna elveriyor mu? Böyle bir donanımınız var mı?” dedim. Çünkü o dönem Yeşilçam’da her şey kısıtlıydı. Ben Atatürk’ün hayatını oynayacaksam, çocukluğundan cephe savaşlarına kadar her şeyin dakika dakika yapılmasını isterim. 1 saatlik film istemem. “Siz oyununuza bakın, bunlarla ilgilenmeyin” dediler. Ben de “Siz bu filmi yapamayacaksınız” dedim ve kapattım telefonu...
CEMŞİT’E BENZİYORUM
◊ “Selvi Boylum Al Yazmalım”daki Cemşit rolüyle hafızalara kazındınız. Peki Türk toplumu sizi nasıl hatırlasın istersiniz?
- Beni oradaki karakter gibi hatırlasınlar. Benim kendi özel yaşamım da Cemşit’e benziyor. Herkese yardım etmeye çalışıyorum, egom yok ve yapanlara da kızıyorum.
◊ Gerçekleştiremediğiniz, yarım kalan bir hayaliniz var mı?
- Ortaokulda Deniz Lisesi’ne gidip deniz subayı olmak istiyordum. Onu gerçekleştiremedim. Ondan sonra bayağı isteksiz bir adam oldum.
KIVANÇ’LA BABA-OĞUL ROLÜNDE OYNAYACAKTIK
◊ Yeni nesil oyunculardan takip ettiğiniz, beğendiğiniz isimler var mı?
- Kıvanç’ı (Tatlıtuğ) seviyorum. Gerçekten başarılı biri. “Gümüş” dizisinde baba-oğul rolünde oynayacaktık. Mukavele yaptık. Kıvanç geldi, “Abi ben sana benziyorum, bak ben de sarışın, mavi gözlüyüm” dedi. Provalar yapıldı. Karım hastalanınca son anda diziyi bıraktım, onlar devam etti. Kıvanç fizik olarak çok iyi oturmuş. Bir de yarım yamalak da olsa seyrettim, bayağı iyi. Tam bir sinema adamı olmuş. Dünyanın her yerinde çalışır.
◊ Sizin dönemdeki oyuncularla yeni nesil arasında ne gibi farklar var?
- Biz çok azdık. Jön takımı olarak beş kişiydik. Ben, Ekrem (Bora), Fikret (Hakan), Ayhan (Işık), Eşref (Kolçak). Bir iş geldiği zaman ben hayır desem ötekine gidiyor, öteki hayır dese bana geliyordu. Kimse de kimseyi kıskanmıyordu. Şimdi binlerce oyuncu var. Benim torunum da oyuncu; Mekin Sezer. 29 yaşında, askerde şu an.