Danıştay Başkanı: Hukuk devleti olmalıyız

Güncelleme Tarihi:

Danıştay Başkanı: Hukuk devleti olmalıyız
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 10, 2005 00:00

Danıştay Başkanı Ender Çetinkaya, Cumhurbaşkanı'nın tek başına yapacağı işler ve Yüksek Askeri Şura kararlarının da aralarında bulunduğu bazı kararların yargı denetimi dışında bulunmasının Cumhuriyet'in hukuk devleti niteliği ile bağdaşmadığını söyledi.Danıştay'ın kuruluşunun 137. yıldönümü dolayısıyla Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Konferans Salonu'nda tören düzenlendi.    Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayan törende, Devlet Opera ve Balesi sanatçıları kısa bir konser verdi.    Törene Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Vekili Sadık Yakut, Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, Yargıtay Başkanı Osman Arslan, Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcıları Abdüllatif Şener ve Mehmet Ali Şahin, Devlet Bakanı Güldal Akşit, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Sayıştay Başkanı Mehmet Damar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz, bazı askeri mahkemelerin başkanları, Anayasa Mahkemesi üyeleri ile hakim ve savcılar katıldı.    Bu arada, Yargıtay 1. Başkan Vekili Mehmet Handan Surlu, salonda kendisine yer ayrılmadığı için töreni terk etti. Danıştay yetkilileri, Surlu'nun törene geleceğini bildirmediği için kendisine yer ayrılmadığını ifade ettiler.    Törende açılış konuşmasını yapan Danıştay Başkanı Çetinkaya, 38 sayfadan oluşan konuşma metnini özetleyerek okudu.    Çetinkaya, hukukun üstünlüğü esas olan devlette, kişinin vazgeçilmez hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığını, yasama ve yürütme organının yetkilerinin ise sınırlandırıldığını söyledi.    HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ  Hukukun üstünlüğünün egemen olması ve hukuk devleti ilkesinin işlerlik kazanabilmesi için bu kavram ve değerlerin Anayasa ve yasalarda olduğunu kadar toplum bilincinde de yer alması ve benimsenmesi gerektiğini anlatan Çetinkaya, “Yargı erkinin yürütme ve yasama erkinden bağımsız, özgür ve güvenceli olması, her türlü baskıdan ve siyasi müdahalelerden uzak çalışması, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekleştirilmesi yönünden temel zorunluluktur” diye konuştu.    Yargının, yasama ve yürütmenin üstün gücünü hukuk ile sınırlamak ve hukuka aykırılıkları önlemek işlevini üstlendiğini vurgulayan Çetinkaya, devletin bütün işlemlerinin hukuka uygunluğunun sağlanmasında en etkili yolun, yargısal denetim olduğunu ifade etti.    Cumhurbaşkanı'nın tek başına yapacağı işler ve Yüksek Askeri Şura kararlarının da aralarında bulunduğu bazı kararların, yargı denetimi dışında bulunduğunu anımsatan Çetinkaya, “Bu konuların yargı denetimi dışında bırakılmasının, Cumhuriyetimizin hukuk devleti niteliği ile bağdaşmadığı kuşkusuzdur. Hak ve özgürlük çağı olarak kabul edilen günümüzde gerek Anayasal gerekse yasal düzenlemelerle yargı denetimi dışı bırakılan konular ayıklanmalı ve pozitif hukukumuzdan bir an evvel çıkarılmalıdır” dedi.    Çetinkaya, bu konuya Anayasa değişikliği çalışmalarında yer verilmesini istedi.    YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE HAKİM TEMİNATI    Yargı bağımsızlığının, hukuk devletinin en belirgin özelliği ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereği olduğunu vurgulayan Çetinkaya, şöyle devam etti:    “Yargı bağımsızlığına saygı göstermek ve gözetmek, bütün devlet kurum ve kuruluşlarının görevidir. Yargı, bağımsız, yansız ve güvenceli değilse hak ve özgürlükler tehlikeye düşer, hukukun üstünlüğü sağlanamaz.      Mahkemelerin bağımsızlığı, yargı erki olarak yasama ve yürütme organına karşı bağımsızlığı ifade ederken, hakim ve savcı bağımsızlığı ise maddi ve manevi baskı ve etki altında kalmadan, her türlü kaygıdan uzak, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaat doğrultusunda karar verilmesi anlamını taşır.    Hakimlik ve savcılık teminatı, yargıya tanınan bir ayrıcalık olmayıp, mahkemeye başvuran yurttaşlar için kabul edilmiş bir güvencedir. Hakimlik ve savcılık teminatı bir dokunulmazlık da değildir.”    EVRENSEL İLKELER    Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakim teminatının sağlanması bakımından Anayasa ve yasalarda yer alan düzenlemelerin yeterli olmadığını belirten Çetinkaya, bunun temini için hakimlik ve savcılık mesleği ve yetkili karar organları ile ilgili maddelerin yeniden ele alınması ve evrensel ilkelerin iç hukuka taşınması gerektiğini kaydetti.    Çetinkaya, Adalet Bakanlığı emrinde çalışan bir müfettişin hakim ve savcılar üzerinde söz sahibi olmasının, yargı bağımsızlığı ve hakim teminatıyla bağdaşmadığını belirtti.    Yargı organlarının bağımsızlığının, kararlarına saygıyı gerekli kıldığını ifade eden Çetinkaya, “Özellikle idare, mahkeme kararlarının yerine getirilmesinde isteksiz davranmamalı, kararları şeklen değil özüne ve amacına uygun olarak gecikmeksizin yerine getirmelidir” diye konuştu.    ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE DÜŞEN GÖRVELER Yargı organlarının bağımsızlığının sağlanmasında, basın ve medya kuruluşlarının da içinde yer aldığı üçüncü kişilere de önemli görevler düştüğünü kaydeden Çetinkaya, basının, yargı mercilerinin önünde bulunan veya yargıya intikal edecek konularda doğru ve tarafsız haber vermesi, kişileri hedef alarak kitleleri yönlendirmeye çalışmaması gerektiğini söyledi.    Çetinkaya, her türlü olumsuzluğa rağmen bağımsız Türk adaletinin insanlar için en büyük teminat olduğu gerçeğinin, hiç bir zaman göz ardı edilmemesi gerektiğine işaret etti.    Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun oluşum şekli görev ve yetkilerinin çoğu kez tartışma ve eleştiri konusu olduğunu ifade eden Çetinkaya, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yargı mensuplarının beklentilerine cevap verecek şekilde yapılandırılması, görev ve yetkilerinin yeniden düzenlenmesi konusundaki geçmiş yıllarda da dile getirdiğini görüş ve önerilerini yineledi.    Çetinkaya, kurulun yapısının gecikmeksizin değiştirilmesini, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin, yüksek yargı organlarının genel kurullarınca seçilmesini istedi. Çetinkaya, “AB normlarına ulaşmak için uyum yasalarını büyük bir özveri ile çıkaran TBMM ve hükümetin, yargı bağımsızlığı ve hakimlik teminatı yönünden de önem arz eden bu konulara Anayasa değişiklikleri sırasında yer vermesini bekliyoruz” dedi.     "DANIŞTAY'IN İDARİ YÖNÜ ZAYIFLATILIYOR"    Danıştay'ın idari yönünün her geçen gün Anayasa ve yasalarda yapılan değişikliklerle zayıflatıldığını, mevzuatta yer alan ancak işletilmesi idarenin inisiyatifinde bulunan başvuru yollarının çoğu zaman kullanılmadığını hatta çoğu zaman yok sayıldığını ifade eden Çetinkaya, kanun tasarı ve tekliflerinin düşünce bildirilmek üzere Danıştay'a gönderilmesi yolunun, Danıştay'ın en eski ve en önemli idari işlevlerinden birisi olmasına karşın uzun zamandır kullanılmadığını söyledi.    Çetinkaya, Danıştay'ın bu görevinin yürütme, yasama organı karşısında bağlayıcı bir yönünün bulunmadığını, “istişari bir nitelik” arz ettiğini ifade etti. HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN KORUNMASI  Danıştay Başkanı Ender Çetinkaya, konuşmasında, insan hakları, uluslararası hukuk ve laiklik konusuna da değindi.     Çağımızda insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve güvence altına alınması sorununun, bir iç hukuk meselesi olmaktan çıktığını, modern, tüm dünya milletlerinin ortak uğraşı alanı olduğunu belirten Çetinkaya, insan hak ve özgürlüklerine yönelik ihlallerin engellenmesi, kişinin maddi ve manevi varlığının geliştirilmesi ve güvenceli bir yapıya kavuşturulmasının, ulusal ve uluslararası etkin bir yargısal denetim mekanizmasının varlığını gerekli kıldığını anlattı.     Türkiye'nin, demokrasi ve çağdaş uygarlık yolunda, büyük ilerlemeler kaydettiğini dile getiren Çetinkaya, Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrasına eklenen, milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı yönünde eklenen kuralın amacı itibariyle yerinde bulunduğunu, ancak kapsama ve sınırları yönünden bazı soruları ve tartışma konularını beraberinde getirdiğini söyledi.     “ÜLKE İMAJINI SARSACAK DAVRANIŞLARDAN KAÇINILMALI”     Çetinkaya, bu bağlamda hangi antlaşmaların, temel hak ve özgürlüklere ilişkin antlaşma olduğu hususunun, uygulamada tartışmaya yol açacağını ve uygulayıcılar bakımından da farklı yorumlara sebep olabileceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:     “İnsan hak ve özgürlüklerinin korunması için mevzuatımızda yapılan düzenlemeler kadar, bunun pratiğe aktarılması da önem arz etmektedir. Bireyi koruyan ve onun hak ve özgürlüklerini teminat altına alan anayasal güvencelerin ve kuralların yaşama geçirilmesinde en büyük sorumluluk, idareye ve onun emrindeki kolluk güçlerine düşmektedir. Bunun tesisi için de resmi ve özel tüm organlar kolektif bir mücadele içine girmeli, ülkemizin insan haklarına saygı ve özgürlüklerin korunması konusundaki imajını sarsacak her türlü davranıştan kaçınılmalıdır.     Temel hak ve özgürlüklere saygı ilkesi, belirli ülkelerin insanlarına değil, tüm insanların hak ve özgürlüklerine saygıyı içermesine rağmen, kimi ülkeler kendi menfaatleri için, diğer ülkelerin insanlık değerlerini yok sayabilmekte, onlara mücadele etme hak ve yetkisini kendilerinde görebilmektedirler. Demokrasinin hak ve özgürlükler rejimi olduğunu kabul ederek, demokrasi adına, hak ve özgürlükleri yok etmenin, izahı olamaz.”     ANAYASA MAHKEMESİ'NE KİŞİSEL BAŞVURU HAKKI     Çetinkaya, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'nca hazırlanan ve mahkemenin yapısını değiştirmeyi öngören taslağın, herkese, Anayasa Mahkemesi'ne kişisel başvuruda bulunma hakkı tanınmasını öngördüğünü anımsatarak, kesinleşmiş bir yargı kararının, hangi amaç ve yöntem adı altında olursa olsun, bir başka yüksek mahkeme tarafından inceleme konusu yapılmasının, kesinleşen yargı kararının uygulanmaması sonucunu doğuracağı gibi, yargı ayrılığını ve yüksek mahkemelerin denkliği ilkesini de zedeleyeceği bir nitelik taşıyacağını kaydetti.     Çetinkaya, “Kişisel başvuru yoluna, duygusal ya da yeterli bilgi sahibi olunamaması gibi nedenlerle değil, anılan yolun yargı ayrılığını zedeleyici, kesinleşen yargı kararlarını bertaraf edici ve yüksek mahkemeler arasında var olan denkliği zedeleyici nitelik taşıması nedeniyle karşı çıktığımızı özellikle belirtmek isteriz” diye konuştu.     "LAİKLİK DİNSİZLİK DEĞİLDİR"    Laiklik ilkesinin, devlet düzenini ilgilendirdiği ve rejimin temelini oluşturduğu için anayasal kural haline geldiği 1937 yılından bu yana Cumhuriyet dönemi anayasalarının ortak ve vazgeçilmez ilkelerinden biri olduğuna işaret eden Çetinkaya, şu görüşleri dile getirdi:     “Bugün eğer, vatandaşları din ve vicdan özgürlüğüne sahip, demokrat bir Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığından söz edebiliyorsak, bunun laiklik ilkesinin bir eseri olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Laik toplum düzeninde, devlet işlerine karıştırılmaması şartıyla herkesin dini inanç, düşünce ve vicdan özgürlüğü vardır. Laiklik, İslam'ın inanç ve ibadete dayanan kurallarına dokunmamıştır. Laiklik, kimi maksatlı çevrelerce dile getirildiği üzere bir dinsizlik olmadığı gibi İslamiyet'in veya başka bir dinin alternatifi de değildir.”     Laikliğin, her dine ve mezhebe bağlı bireylerin inanç ve ibadet özgürlüğünün en sağlam güvencesi, demokrasi ve insan haklarına saygılı toplum düzeninin, vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Çetinkaya, “Bu nedenledir ki, laiklik ilkesinin var olduğu ülkelerde, farklı din, mezhep ve felsefi inanca sahip toplum katmanları birlikte ve barış içinde yaşama fırsatı bulabilmektedirler” diye konuştu.     “ATATÜRK'ÜN BIRAKTIĞI EN BÜYÜK KAZANIM”    Çetinkaya, laikliğin Atatürk'ün Türk milletine bıraktığı en büyük kazanımlardan biri olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:     “Cumhuriyetimizin vazgeçilmez temel değeri olan laiklik, kendisine yönelik saldırı ve akımlara karşı korumasız, sahipsiz bırakılamaz. Dünyanın pek çok ülkesinde, köklü demokrasilerde bile cumhuriyeti ve temel ilkeleri korumaya yönelik, yasal düzenlemeler yapılmakta, bu ilkeleri koruyacak yeni savunma mekanizmaları geliştirilmektedir.     Her zaman uyanık olmak ve bu kazanımları geliştirerek, bir sonraki kuşaklara aktarmak mecburiyetinde bulunan laik Cumhuriyetimizin, her tür tehlikelere karşı kendi kendini koruyacağı, özel olarak korunmasına ihtiyaç kalmadığı yolundaki tezleri, gerçekçi bulmuyoruz.     Laiklik ilkesinin vatandaşlara sağladığı, dini inanç, düşünce ve vicdan özgürlüğünün sınırlarının bulunduğuna inanıyor, laikliğin verdiği imkanların kullanılarak, laikliğin yok edilmesi düşüncesini kabullenmiyoruz.     Toplumsal barışın, ulusal birlik ve beraberliğin vazgeçilmez koşulu olan laikliği yıkmayı hedefleyen eylemlere, görüşlere, açıklamalara ve her türlü yönlendirmelere hoşgörü gösterilmemeli, laiklik kötü odakların emellerine karşı korumasız bırakılmamalıdır.”     AVRUPA BİRLİĞİ    Çetinkaya, toplumun tüm kesimlerince benimsenen AB üyelik hedefinin, Türkiye'nin çağdaşlaşma yolunda önemli mesafe kat etmesini sağlayacak bir proje olduğunu vurguladı.     “3 Ekim'de başlayacak görüşmelerin uzun ve zahmetli bir süreç olması, bizi yıldırmamalı ve hedefimizden saptırmamalıdır” diyen Çetinkaya, 17 Aralık zirvesi öncesi yakalanan istek ve enerjinin müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim'den öncesine de taşınmasını istedi.     Türkiye'nin, AB'ye katılım sürecinin önündeki en büyük engellerden birinin, Türkiye'nin ve Türk insanının birliğe üye ülkelerde yeterince ve doğru bir şekilde tanınmamasının oluşturduğunu kaydeden Çetinkaya, ”Avrupa'daki Türk imajının bu ülkelerde nesiller boyu sürdürülen tarih anlayışından ve kimi maksatlı çevrelerin yönlendirmesiyle oluşan önyargılardan arınmış olduğunu söylemek, bugün için bile pek mümkün değildir” dedi.     Çetinkaya, Türkiye'nin, AB'ye katılım yolundaki kararlı tutumunun ve iyi niyet çabalarının, birlik tarafından göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, “3 Ekim 2005'te başlayacak üyelik müzakerelerinde koşullar listesi, daha genişletilerek diğer aday ülkelere uygulananlardan farklı istemlerde bulunulmamalıdır” diye konuştu.     AB'ye katılımda farklı din ve kültürel değerlere sahip olmanın engelleyici bir unsur olarak görülmesinin marjinal grupların çağdışı ve dinsel fanatizminin dışa vurumundan başka bir şey olmadığını ifade eden Çetinkaya, Türkiye'nin birliğe alınmasının, dünya barışı ve istikrarına katkıda bulunacağını söyledi.     DANIŞTAY'A BİNA İSTEMİ     Çetinkaya, Genel İdari Usul Kanunu çalışmalarının, bir an önce sonuçlandırılmasını isteyerek, herkesin üzerinde mutabık kalacağı bir protokol listesi oluşturulmasında zorluk bulunduğu gerçeğinin yadsınamayacağını belirtti.     Protokol listesinin oluşturulmasında, devlet erkleri arasında denkliği, medeni işbölümü ve işbirliğini esas alan anayasal ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalınmasını isteyen Çetinkaya, “Yargının yeri, anayasal konumuna, bağımsızlığına ve saygınlığına uygun ve onu kuvvetlendirici nitelikte olmalıdır” dedi.     Danıştay'ın taşındığı günden bu yana bina ve yerleşim sorunu yaşadığını anlatan Çetinkaya, Eskişehir Yolu üzerinde bulunan bir kamu bankasına ait genel müdürlük binasının Danıştay'a tahsis edilmesi taleplerinin en kısa zamanda çözüme kavuşturulmasını istedi.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!