OluÅŸturulma Tarihi: AÄŸustos 29, 2004 00:00
İkiz bebek, bağışıklık sistemini yoruyorEndüstrileşme döneminden önceki Finlandiya’daki Kilise bilgilerini inceleyen Avrupalı bilim adamları, ikiz doğumun annenin bağışıklık sistemini zayıflattığı sonucuna vardılar. Veriler 64 yaşından sonra enfeksiyon geçirerek yaşamını yitiren ikiz anne sayısının diğer annelere göre çok daha fazla olduğunu göstermekte. Turku Üniversitesi (Finlandiya) bilim adamlarından Samuli Helle’nın konuyla ilgili araştırma yazısı PNAS dergisinde yayımlandı. Helle yönetiminde çalışan araştırmacılar 1702 ila 1859 yılları arasında ikiz doğuran 800 Finli kadının verilerini incelediklerinde, 65 yaşına kadar yaşayan ikiz annelerinin tüberküloz ve diğer enfeksiyon hastalıklarına diğerlerine göre 6 misli fazla yakalandıklarını saptamışlar. Enfeksiyon riski özellikle de ilk çocuklarını erken yaşta doğuran kadınlarda daha yüksek. Ancak veriler ikiz doğurmayan diğer annelerde de kalp hastalığı nedeniyle yaşamlarını yitirme olasılığının üç kat fazla olduğunu ortaya koymuş. Araştırmacıların tahminlerine göre ikiz doğumlar bağışıklık sistemini zayıflatmakta ve bu etki çok fazla çocuk doğuran kadınlardan bile daha yüksek. Hamilelik ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkinin kesin olarak açıklanabilmesi için bilim adamları şimdi hayatta olan annelerle yeni araştırmalar yapacaklar. Kalp krizine karşı genetik ayarKoruyucu bir gen terapisinin gelecekte kalp enfarktüsü ya da felç sonucunda meydana gelecek hasarları önleyebileceği bildirildi. Amerikalı araştırmacılar, tedavi edici genin, genetik oksijen sensoruyla birleştirilmesine dayanan bir yöntem geliştirdiler. Örneğin kalp enfarktüsünden sonra dokudaki oksijen yoğunluğu azaldığında bu sensor tedavi edici geni çalıştırıyor. Harvard Üniversitesi’nden Victor Dzau’ın PNAS dergisinde yayımlanan araştırma raporuna göre yeni yöntemle fareler üzerinde yapılan deneylerden gayet başarılı sonuçlar elde edilmiş. Kan akışı durduğunda, yeterli oksijenle beslenemeyen doku ölür bu da organın işlevinde önemli bozukluklara yol açabiliyor. Özellikle de oksijen yetersizliğinin kalp enfarktüsü ve inmeye bağlı olarak ortaya çıktığı beyinde bu tür bozukluklar yaşam için büyük bir tehlike oluşturmakta. Bugüne dek bu tür hasarları önleyecek çeşitli terapiler geliştirilmiş olmasına rağmen, başarı oranı kısıtlıdır. Çünkü ilaçların enfarktüsten kısa bir süre sonra verilmesi gerekiyor. Dzau, bu sorunu aşabilmek için akut enfarktüsün ortaya çıkışından haftalar veya aylar öncesinde uygulanabilecek bir gen terapisi geliştirdi. Araştırmacı bu amaçta genetik sensor ve tedavi edici genin beden dokusuna aktarılmasında yardımcı olan zararsız bir virüs üretti. Bu kalıtım normal kan akışında tamamen pasif kalıyor. Ama oksijen yoğunluğu düştüğünde sensor bedenden yayılan maddelere reaksiyon göstererek tedavi edici geni etkinleştirmekte ve bundan sonra da oksijen yetersizliğine bağlı hasarlardan koruyacak Haemoxygenase 1 proteini üretilmekte. Farelerle yapılan deneyler sırasında yeni terapiyle, yapay yollardan elde edilen kalp enfarktüsüne bağlı doku hasarları % 65 oranında düştüğü gibi kas ve karaciğer dokusunun da korunduğu anlaşılmış. Bilim adamları yeni terapinin özellikle de tıkalı damar nedeniyle kalp ve beyin enfarktüsü riskinin yüksek olduğu kişiler için uygun olduğunu söylüyorlar. Terapi, bundan sonra diğer hayvanlar üzerinde denenecek. Olumlu sonuçlar alındığı taktirde klinik deneylerin bir yıl içinde başlayabileceği sanılmakta. Maymun eti konusunda yeniden uyarıEpidemioloji uzmanları insanların maymun eti yemeyi sürdürmeleri yüzünden AIds ve benzeri hastalık etkenlerinin gelişmesinden endişeli. Kamerun’da daha önceleri HIV ve SIV testleri negatif sonuçlanan birçok insanda AIds belirtileri ortaya çıkmış. Maymun eti birçok Afrika ülkesinde yenmeye devam ediliyor. New Scientist dergisindeki bir haberde hayvanlarda HIV benzeri virüslerin dolaşmaya başladığı ve bunların insanlara da bulaşmış olabileceğine değinilmekte. Araştırmacılar maymunlardaki HI virüsünün SIV’nin farklı biçimlerinden gelişerek insanlara bulaştığını sanıyorlar. Amerikan çevre organizasyonu Bushmeat Crisis Task Force, Afrika’da 26 farklı primat türüne SIV bulaştığını bildirdi. Ve bu maymun türlerinin birçoğu da insanlar tarafından yenilmekte. Bu yıl maymun avcılarında ilk kez farklı bir maymun hastalığına ait Simian Foamy virüsü saptanmış. Avcılarda henüz hastalık belirtileri görülmese de uzmanlar yeni hastalıkların ortaya çıkmasından endişeliler. Akıllı pencere, sıcağı uzak tutuyorİngiliz bilim adamları tarafından geliştirilen pencere camı, sıcaklığın 29 santigrat dereceye çıkmasından itibaren kimyasal yapısını değiştirerek enfraruj ışığın içeri girmesini önlemekte. New Scientist dergisindeki yazıda bu şekilde mekanın ısınmadığı bildirilmekte. Bilim adamları yıllardan bu yana renkli camlarla sıcaklığı kontrol etmeye çalışıyorlar ama, renkli ve koyulaştırılmış camlar kışın pek avantajlı değildir. Londra College Üniversitesi’nden Ivan Parkin ve Troy Manning’ın açıklamasına göre yeni ileri teknoloji pencere camı sıcağa karşı gerçekten de iyi bir çözüm. Vanadyum dioksit ile kaplı camın üzerindeki elektronlar 70 santigrat derecede kayarak yarıiletkeni, enfraruj ışınını filtre eden bir metale dönüştürüyorlar. Bilim adamları şimdi tungsten madeni ilavesiyle aynı tepkinin 29 derecede oluşmasını sağladılar. Araştırmanın ikinci hedefi söz konusu kimyasalları camın içine yerleştirmek idi. Bu işlem sıcağı süzen camı ucuz ve etkili bir hale getirecek. Halihazırdaki ürünün en önemli iki kusuru camın sarı renkte olması ve kaplamının camda yapışık kalmaması. Fakat araştırmacılar bu sorunları titan dioksit ve boya ilavesiyle giderebileceklerinden eminler. Dünyanın en derin geçidi Hırvatistan’da Hırvatistan’daki Velebit dağlarında bilim adamları dünyanın en derin doğal geçidini buldular. Zagreb Mağara Bilimleri Enstitüsü’nden Ana Sutlovic Baksic’in açıklamasına göre 500m derinliğe kadar devam eden geçit, dikey olarak derinleşmeden önce 62m kadar yer altında kıvrılıyor. Geçidin en geniş yeri yaklaşık 30m genişliğinde. Gerçi Hırvatistan’da daha büyük mağaralar da var ama bu mağara dünyanın en büyük dikey geçidine sahip diye konuştu Baksic. Bilinen en derin yirmi mağaradan ikisi Hırvatistan’da bulunmakta. Velebit dağları el değmemiş doğası nedeniyle dünyanın her yerinden mağara araştırmacısı, botanikçi ve gezginleri kendisine çekmekte. Gözbebeği duyguların aynasıBerlinli araştırmacılar gözbebeğinin kişinin duygularını yansıttığını buldular. Uzmanlar şimdi yeni bulgudan reklam ve
sinema filmlerinde yararlanacaklar. Patenti için baÅŸvurulan yöntem Hür Berlin Ãœniversitesi tarafından açıklandı. Ölçüm yöntemi, gözbebeÄŸini küçülten veya büyülten etkiye dayanmakta. Bu etkiden, duygularla iliÅŸkili olan ve örneÄŸin kalp atışı, sindirim veya kan basıncını da ayarlayan hipotalamus sorumludur. Bilim adamları gözbebeÄŸindeki büyümenin sadece ışığın etkisiyle meydana gelmediÄŸini, psiÅŸik olayların da önemli bir rol oynadığını düşünüyorlar. Çünkü gözbebeÄŸi yoÄŸun zihin iÅŸlemleri sırasında büyümekte. Gerçi bu etki uzun bir süredir biliniyordu ama, bu hareketin örneÄŸin parlak bilgisayar ekranı veya masanın yansımasından etkilenmeden kesin bir biçimde ölçülmesi çok zordu. Hür Berlin Ãœniversitesi’nden Florian Kerkau tarafından geliÅŸtirilen yöntem bu yüzden gözbebeÄŸinin çapıyla birlikte çevrenin ışık durumunu da ölçüyor. Veriler daha sonra özel geliÅŸtirilmiÅŸ bir hesap formülüyle hesaplanmakta. GözbebeÄŸi sinir sistemindeki etkinliÄŸi hızlı ve kesin bir ÅŸekilde yansıttığı için ‘Bio-Feedback-Device’ olarak adlandırılan yöntem, halihazırdaki ölçüm yöntemlerinin yerini alabilecek diye konuÅŸtu Kerkau. Halen kullanılmakta olan yöntemde, derinin elektriÄŸe dayanırlığı ölçülmekte ki bu da her ÅŸeyden önce ter üretimine baÄŸlıdır. Ä°nme sonrasında beyin gençleÅŸiyorBeyin inmesi aslında çok kötü sonuçlar doÄŸurur. Beyindeki damarlar tıkanır veya yırtılır ve bunun sonucunda zihinsel ya da bedensel bozukluklar geliÅŸir. Kollar ve bacaklar güçlükle hatta bazen de hiç hareket ettirilemez. ‘YaÅŸlılıktaki sakatlıkların baÅŸ sorumlusu inmedir’ diye açıklıyor Jena Ãœniversitesi’nden Otto Witte. Ama durum yine de göründüğü kadar umutsuz deÄŸil. Çünkü nöroloji profesörü Witte ile çalışan ekip, incelemeler sonucunda beynin inmeden hemen sonra gençlik dönemindeki kadar iyi öğrenebildiÄŸini buldu. Witte, yeni bulgunun hastaların rehabilitasyonunda iÅŸe yarayabileceÄŸini sanıyor. Beyindeki öğrenme sürecinin iyileÅŸmesini görüntüleyen ekip bunun ne ÅŸekilde ortaya çıktığını da buldu. GeliÅŸmeden, beyinde meydana gelen inme sonucunda bileÅŸimleri deÄŸiÅŸen GABA reseptörleri sorumlu tutulmakta. Beyindeki bilgilerin üçte birini ileten uyarı maddeleri, inmeden sonra ‘gençleÅŸmekte’ ve beyin yaklaşık olarak altı ay kadar öğrenmeye çok yatkın hale geliyor. Daha yüksek bir uyarı yetisine sahip hasarlı beyinde, hücreler arasında yeni baÄŸlantılar hatta ender durumlarda yeni hücreler bile geliÅŸebilmekte. ‘Hasarlı beyin belli bir süre içinde daha önce sahip olmadığı bir öğrenme yetisine sahip oluyor ve bu fırsat deÄŸerlendirilmeli’ diye açıklıyor bilim adamı. Bu zaman zarfında inme nedeniyle geliÅŸen bedensel ve zihinsel bozuklukların ilaç ve özel alıştırmalarla giderilebileceÄŸi tahmin edilmekte. Witte bu yüzden inme tedavisine mümkün olduÄŸunca çabuk baÅŸlanması gerektiÄŸini düşünüyor. Üç ila en fazla altı saat içinde tedavi edilenlerin önemli bozukluklara yakalanmadan iyileÅŸme ÅŸansları daha yüksek. Jena bilim adamları inmeden sonra meydana gelen yüksek beyin etkinliÄŸine baÄŸlı hızlı yaÅŸlanmayı önleyecek çözümler arıyorlardı. AraÅŸtırmacılar sonuçlarını 15-19 Eylül arasında Jena’da gerçekleÅŸtirilecek olan ‘Alman Klinik Nöropsikoloji BirliÄŸi’ konferansında sunacaklar.Pasif içicilik, çocuklukta sırt omuriliÄŸine zarar veriyorÇocuklukta pasif içici olan kiÅŸilerin yetiÅŸkinlik dönemlerinde sırt ve boyun problemlerinden daha fazla ÅŸikayetçi oldukları bildirildi. Bu sonuçtan yola çıkan Oslo Ãœniversitesi bilim adamları dumanın, geliÅŸmekte olan sırt omuriliÄŸine hasar verebileceÄŸini çıkardılar. 4700 çocuk bakıcısının katılımıyla gerçekleÅŸtirilen araÅŸtırma sırasında bakıcılar on beÅŸ ay içinde iki kez ne kadar sıklıkla rapor aldıklarını bildirmiÅŸler. Açıklamalara göre sigara içilen ortamda büyüyen bakıcılar genelde en az iki haftalık rapor almışlardı ve rahatsızlıklarının nedeni daha çok boyun ve sırttaki aÄŸrılardı. AraÅŸtırmacılar British Medical Journal dergisindeki yazıda çevredeki sigara dumanının, geliÅŸmekte olan sırt omuriliÄŸi üzerinde etkili olabileceÄŸini söylüyorlar. SosyalleÅŸmek çabuk iyileÅŸtiriyorYaralar, hastaların toplum içine karışmaları halinde daha çabuk iyileÅŸiyor. Sonucu hamster ve farelerle deneyler yaparak elde eden Amerikalı bilim adamları, aynı etkinin insanlar üzerinde de geçerli olduÄŸuna inanıyorlar. Stres, insan ve hayvanlardaki yaraların iyileÅŸmesini yavaÅŸlatırken, sosyal iliÅŸkiler tam aksi bir etki yapıyor diye açıkladı Ohio Devlet Ãœniversitesi, psikoloji ve sinirbilimi doçenti Courtney DeVries. AraÅŸtırmacı, ekibiyle birlikte hamsterlerdeki yaraların farklı stres koÅŸullarındaki iyileÅŸme sürecini incelerken kemirgenlerin bir kısmını iki saatliÄŸine plastik bir boru içine koyarken diÄŸerlerine kafeste serbest olarak dolaÅŸmalarına izin vermiÅŸ. Serbest dolaÅŸanların yarısı tek baÅŸlarına diÄŸer yarısı ise hemcinsleriyle birlikte dolaÅŸmış. Bilim adamlarının Psychoneuroendocrinology dergisinde yayımlanan sonuçlarına göre plastik boruda tek baÅŸlarına kalan hamsterlerin yaraları incelemenin ilk gününden itibaren diÄŸerlerine göre %25 daha büyüktü. Ä°yileÅŸme süreci ancak bir hafta sonra diÄŸer kemirgenlerinkine yetiÅŸebilmiÅŸ. Bilim adamları bu iyileÅŸme sürecinin yavaÅŸlamasından stres hormonu kortizolu sorumlu tutuyorlar. Yalnız ve stresli hayvanların kortizol seviyesi, stresli anlarını yalnız geçirmeyenlere kıyasla önemli ölçüde daha yüksek çıkmış. DeVries benzer sonuçlarla farelerle de ulaÅŸtı. SosyalleÅŸme tek eÅŸli farelerin iyileÅŸme sürecinde etkili olurken, çok eÅŸli farelerde etkili olmamış. AraÅŸtırmacılar oksitosin hormonunun, kortizolden zıt bir etki göstererek sosyal iliÅŸkilerde önemli bir rol oynadığını saptadıktan sonra hamsterlere düzenli aralıklarla oksitosin hormonu aşıladıklarında iyileÅŸme süresini hızlandırabilmiÅŸler. Aynı etkinin insanlar için de geçerli olduÄŸuna inanan DeVries, diyabet, Aids veya kanser hastalarının sosyalleÅŸme sayesinde daha çabuk iyileÅŸebileceklerini düşünmekte. Â
button