‘Bebeğim, seninim’...

Ait olmadığı sulardan, âşık olduğu kız için kurtulmaya çalışan bir gencin öyküsünü anlatan ‘Tam Gaz’, sinema tarihinden birçok suç filmine saygı duruşunda bulunuyor. ‘Uyumsuz’ serisiyle tanınan Ansel Elgort’un yanı sıra Kevin Spacey, Jamie Foxx ve Jon Hamm’in sürüklediği yapımın en güzel yanı, ‘soundtrack’indeki enfes müzikleri...

Haberin Devamı

Korku-gerilim sinemasının trükleriyle dalga geçen ‘Shaun of the Dead’ ve ‘Hot Fuzz’ gibi yapıtlarıyla tanıdığımız İngiliz yazar-yönetmen Edgar Wright, son adımı ‘Tam Gaz’da (‘Baby Driver’), bu kez suç mahallerinde dolaşıyor. Yine yer yer komik ama asıl olarak göndermeler, referanslar ve ‘saygı duruşu’yla süslü bir filmle...

‘Bebeğim, seninim’...

TAM GAZ

Yönetmen: Edgar Wright

Oyuncular: Ansel Elgort, Lily James, Jon Hamm, Kevin Spacey, Eiza González, Jamie Foxx, Jon Bernthal, Hudson Meek, Brogan Hall, Allison King

İngiltere-ABD ortak yapımı

Öyküyü kısaca özetlersek: ‘Baby’, soygunlarda ekibin kaçış anında devreye giren bir tür ‘erkete’ şofördür. Görevi ‘saz arkadaşları’nı, olay mahallinden en kısa zamanda sağ salim uzaklaştırmaktır. Çok gençtir, içine kapanıktır, pek konuşmaz ve soygun eyleminin en başından (planın anlatımından yani) sonuna kadar kulaklıklarını takar ve sürekli müzik dinler. Her seferinde farklı kişilerle soyguna girer ama patronu tektir; ‘Doc’ adlı bilgece kişi... ‘Baby’, bir soygun arası gönlünü garson bir kıza, Debora’ya kaptırır. Onu çeken ilk şey ise genç kızın dilindeki ‘B-A-B-Y’ şarkısıdır... Aşkı, ona bambaşka kapıların varlığını hatırlatır ve son bir işle kariyerine nokta koymaya karar verir. Ve fakat...

Haberin Devamı

FAZLA ‘EKLEKTİK’ BİR YAPI

‘Tam Gaz’, tam bir ‘post-modernist çaba. Öylesine eklektik ki saymakla bitmez: Walter Hill’in (ki filmde küçük bir rolü de var) ‘Driver’ından Nicolas Winding Refn’in ‘Drive’ına uzanan bir çizgide ilerleyen ana kahraman, ‘Bonnie ve Clyde’a göndermelerde bulunan ‘Darling-Buddy çifti’, sürekli vurgu yapılan Pixar yapımı ‘Sevimli Canavarlar’ (‘Monsters Inc.’), ‘Michael Myers’ (‘Halloween’) derken ‘Mike Myers’ (‘Austin Powers’) maskeleriyle gerçekleştirilen soygun, çok yakın zaman önce İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz ‘Ateş Serbest’i (‘Free Fire’) fazlasıyla hatırlatan bir çatışma sekansı ve tabii genel olarak filmin hem 70’ler sinemasına hem de Tarantino’ya olan saygısı, sevgisi...

Haberin Devamı

‘Bebeğim, seninim’...

Bu kadar eklektizm içinde ‘Tam Gaz’, tıpkı Baby’nin sürdüğü arabalar gibi yolunu bir şekilde buluyor ama bir noktadan sonra cazibesini kaybediyor. Bu duruma neden olan şeyse sanki tekrara düşüyor izlenimi; asıl hikâye göndermeler arasında kayboluyor belki ama çekiciliğini yitiriyor.

Her şeye rağmen filmin özel bir güzelliği var; adeta bütün bu eklektik yapıyı birbirine bağlayan müzikleri...

‘Bebeğim, seninim’...

Filmin başrolünde, ‘Uyumsuz’ serisinden hatırladığımız genç oyuncu Ansel Elgort var.

Öncelikle Edgar Wright’ın yapıtının ismini Simon&Garfunkel şarkısı ‘Baby Driver’dan aldığını hatırlattıktan sonra film boyunca James Brown, Jon Spencer, The Commodores, Carla Thomas (‘B-A-B-Y’), Barry White, Quenn (‘Brighton Rock’), The Champs (‘Tequila’), Barbara Lewis (‘Baby, I’m Yours’), Tyrannosaurus Rex (‘Debora’), Golden Earring gibi 30’a yakın şarkıcı ve grubun parçalarına rastladığımızı belirtelim...

Haberin Devamı

Oyunculuklara gelince: ‘Uyumsuz’ serisinden hatırladığımız Ansel Elgort, ‘Baby’de yine ‘uyumsuz’ bir karakterle karşımıza çıkıyor. Sanırım bu film, genç oyuncu açısından kariyerinde dönüm noktası olacak. ‘Doc’ta Kevin Spacey klişe ama çok iyi, keza Jamie Foxx da klişe oynuyor ama o da iyi. Ben en çok (‘Mad Men’le tanınan) Buddy rolündeki Jon Hamm’i beğendim. Belki her mimiği, her hareketi abartıyor ama etkileyici bir performans sergiliyor. Minik oyunculardan ‘Doc’ın oğlu Samm’de Brogan Hall enfesti. Debora’daki Lily James de (ki onu ‘Cindirella’dan hatırlıyoruz) Jessica Lange-Elisabeth Shue arası bir hava yayıyor.  

Sonuç? Ait olmadığı sularda yüzmeye çalışan ama bir an önce karaya çıkmak için de aşka sarılan bir gencin öyküsü olarak nitelenecek ‘Tam Gaz’, dışarıdaki bazı eleştirmenlerce göklere çıkarıldı (mesela The Guardian’dan Peter Bradshaw ‘Beş üzerinden beş yıldız’ verdi). Bana sorarsanız izlenmesi zevkli orta karar bir yapım. Karar size kalmış ama bunun için de, “Buyurun salona” demek eleştirmenlik borcumuz!

Haberin Devamı

‘Bebeğim, seninim’...

HAYALET HİKÂYESİ

Yönetmen: Olivier Assayas

Oyuncular: Kristin Stewart, Sigrid Bouaziz, Anders Danielsen Lie, Ty Olwin, Nora von Waldstatten

Fransa-Almanya-Çekya ortak yapımı

EY KARDEŞİM, GELDİYSEN...

Olivier Assayas, başyapıt düzeyindeki bir önceki filmi ‘Sils Maria’da değişen koşullara ayak uydurmakta zorlanan bir yıldızın öyküsünü anlatıyordu. Söz konusu karakteri Juliette Binoche canlandırırken asistanı rolünde Kristen Stewart’ı izliyorduk. Son dönem işleri itibariyle popüler gençlik serilerinden daha derinlikli, sofistike yapımlara yöneldiği açıkça gözlenen Stewart, Fransız yönetmenin bir sonraki çalışması ‘Hayalet Hikâyesi’nde (‘Personal Shopper’) bu kez başrolde karşımızda.

Haberin Devamı

Film, ikiz kardeşi Lewis’ı kaybeden ve benzer bir kalp rahatsızlığı bulunan Maureen’in öyküsüne odaklanıyor. İkizler birbirlerine söz vermişlerdir; kim erken ölürse diğerine ‘öte dünya’dan mesajlar (ya da işaretler) gönderecektir. Genç kadın bir yandan işini (bir modelin kıyafet trafiğini yönlendirmek) yaparken öte yandan da ‘olası’ mesajların beklentisi içindedir.

‘Hayalet Hikâyesi’, ana karakterinin ‘asistan’vari işi vasıtasıyla hafiften ‘Sils Maria’ havası da yayıyor ama genel olarak farklı bir güzergâhın ifadesi. Assayas filmini mistik sulara doğru çeker gibi yapıyor, sonra meselenin içine gerilim, hafiften polisiye tadı katıyor, ‘gerçekçi’ çizgilere ulaşıyor ve nihayetinde son sözünü söylüyor...

BİR ‘SİLS MARİA’ DEĞİL ELBET! 

Film bu gelgitler arasında kıvamını buluyor mu derseniz, bence buluyor; bu açıdan ‘Hayalet Hikâyesi’nde sorun yok. Ama kimi güzel sahneler, kimi güzel bölümler bana kalırsa genel toplamda çok da çarpıcı bir bütüne ulaşmıyor. Belki de ‘Sils Maria’ gibi güçlü bir ön adımın ardından bu çalışma, Assayas için düşük dozajlı bir hamle olmuş.

‘Alacakaranlık’ serisinin sinemaya armağanı olan Kristen Stewart ise farklı sulara açılıp ‘Sils Maria’ ve ‘Still Alice’te iki büyük oyuncunun (Juliette Binoche ve Julianne Moore) yanında bir anlamda piştikten sonra artık yeni cephesinde de kıvamını bulmaya başladı. ‘Equals’, ‘Certain Women’, ‘Cafe Society’ yeni arayışın filmleriydi. ‘Hayalet Hikâyesi’ sanki “Bu iş tamam” cümlesinin tam karşılığı...

Toparlarsak Assayas adına ‘Sils Maria’ kadar etkili olmasa da hem öyküsü hem de başrol oyuncusunun performansı itibariyle izlenmeyi hak eden bir yapım ‘Hayalet Hikâyesi’.

‘Bebeğim, seninim’...

LADY MACBETH

Yönetmen: William Oldroyd

Oyuncular: Florence Pugh, Cosmo Jarvis, Naomi Ackie, Paul Hilton, Christopher Fairbank

İngiltere yapımı

GÜZEL VE CANAVAR...

1865, Victoria dönemi İngiltere’si... 17 yaşındaki Katherine, kadınların alınıp satıldığı bir düzende zengin madenci Boris’in, kendisinden yaşça büyük oğlu Alexander’la evlendirilir. Çok geçmeden bu evliliğin bir formalite olduğunu anlar. Kocasının işi nedeniyle evden ayrılmasının ardından da malikâne çalışanlarından Sebastian’la ilişkiye girer. Bu hamle arka arkaya gelecek felaketler için ilk adım olur...

Rus yazar Nikolai Leskov’un ‘Lady Macbeth of  the Mtsensk District’ adlı novellasından, Alice Birch’ün kaleme aldığı senaryo vasıtasıyla tiyatro kökenli William Oldroyd’un yaptığı bu uyarlama, son derece etkileyici bir filme
dönüşmüş. (Meraklısına: 1930’ların başında Leskov’un novellası Dmitri Şostakoviç tarafından operaya uyarlanır fakat  ‘huzuru bozmaya yönelik etkisi yüzünden’ yasaklanır.)

KÜÇÜK OLSUN BENİM OLSUN

İsmi Shakespeare’in ünlü yapıtını çağrıştırsa da daha çok ‘Madame Bovary’ ve ‘Lady Chatterley’ izlerine rastladığımız metin bir noktadan sonra kendi yolunu buluyor ve masum bir kadının kanlı bir portreye evrilmesini son derece sakin, incelikli bir anlatım; dönemin ruhuna uygun çerçeveler ve aniden önümüze çıkan çarpıcı anlarla tasvire soyunuyor. Katherine’de genç Florence Pugh’ın performansı, kayınpeder Boris’te Christopher Fairbanks’in teatral tatlar içeren güçlü çizilmiş portresi ve evin hizmetçisi Anna’da Naomi Ackie’nin ‘sessiz tanık’ kimliğine özel bir hava katan sadeliği filmin oyunculuk cephesindeki kayıt düşülmesi gereken notları...

Küçük iktidar alanları, çıkışsızlık, insan denen canlının içindeki canavara her daim göz kırpışı gibi hiç değişmeyecek evrensel limanlara da uğrayan bu mütevazı ama bir o kadar çarpıcı ve değerli filmi kaçırmayın derim...

‘Bebeğim, seninim’...

‘Bakıcı’

DİĞER SEÇENEKLER

Haftanın yenilerinden ‘Bakıcı’yı (‘Inconceivable’) Jonathan Baker yönetmiş, oyuncular Gina Gershon, Faye Dunaway, Nicolas Cage ve Nicky Whelan. Paul Currie imzalı ‘2:22’de başrolleri Michiel Huisman, Teresa Palmer, Sam Reid ve Maeve Dermody paylaşmış. Son seçenek ‘Katliam Günü’nün (‘The Windmill Massacre’) oyuncu kadrosunda ise Noah Taylor, Patrick Baladi, Ben Batt ve Charlotte Beaumont gibi isimler var, yönetmen Nick Jongerius.

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları