Paylaş
Rahmetli Demirel’in bütün hayatı boyunca silemediği o cümleyi... Çünkü Türk siyasi tarihine geçmiş hiçbir cümlenin akıbeti bu kadar trajik olmamıştır.
O MHP’li dostuma diyeceğim ki...
“Rahmetli Demirel geçmişteki bütün cümlelerinin hesabını tarihe verdi. Ama bir cümlesi var ki...
İşte onun hesabını ancak tarihi bir itirafla verebildi...
O cümle de şuydu:
“Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz...”
*
Demirel’in Türk siyasetinin duvarlarına asılı çok cümlesi vardır...
Mesela, “Yollar yürümekle aşınmaz” cümlesi, onun vurdumduymazlığının simgesi olarak yıllar boyunca ağızdan ağıza yayıldı...
Ama bugün demokrasinin bir hoşgörü ve özgürlük vecizesi haline geldi...
*
Mesela, “Dün dündür, bugün bugün” cümlesi, yıllarca siyasi oportünizmin ilahi ifadesi olarak yerden yere vuruldu, ama bugün geçmişi unutup ileri bakmanın ve siyasi pragmatizmin atasözü haline geldi...
*
Ama bir cümle var ki...
“Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” cümlesi, işte o cümle tarih önünde hiçbir olumlu metamorfoza uğramadı.
Hep fanatik taraftarlığın ve gözü kör etmiş bir militanlığın demir leblebisi gibi boğazımızda takılı kaldı.
*
Rahmetli Demirel yıllar sonra Darbeler Komisyonu üyeleriyle yaptığı görüşmede bu cümleyi şöyle düzeltti:
“Bir gazeteci cinayetleri sağcıların işlediği konusunda ısrar etti. ‘Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz. Cinayeti kim işliyorsa o canidir’ dedim. Ama o sözlerin bir bölümü hafızalara kazındı. Gazeteciyi susturmak için efelik yaptım, sonra ayağımıza dolandı...”
*
Evet o cümle, kötülüğün yazılı bir kanunu olarak Türk siyasi hayatının hafızasından hiç silinmedi...
Demirel o sözlerin ilk versiyonunu rahmetli Abdi İpekçi’ye söylemişti. O mülakat 22 Temmuz 1976 günü Milliyet gazetesinde yayınlanmıştı...
Daha sonra ise 1978’de bir basın toplantısında tarihe kalan o hali ile daha açıkça söylemişti.
Abdi İpekçi bu sözlerden 1 yıl sonra öldürülmüştü...
Öldüren de sağcı bir teröristti...
Ve Türkiye bir kere daha öğrenmişti ki...
Solcular gibi, sağcılar da suç işleyebilir...
*
O nedenle...
Cumhurbaşkanı Erdoğan geçenlerde saldırıya uğrayan siyasetçiyi arayarak çok doğru bir şey yaptı.
İçişleri Bakanı Soylu üzerine düşeni yaptı. Ve siyasetçilere, gazetecilere yapılan son saldırıların faillerini adalete teslim etti.
Şimdi Adalet Bakanı’nın da, tehdit edilen savcılara sahip çıkması lazım.
TANIDIĞIM ÜLKÜCÜLER
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi uzun süredir tanıyorum.
Onun ülkücü camiayı sokaklardan uzak tutmak ve “ülkücü” sıfatını, sokak çetelerinin, mahalli mafyaların elinden ve ağzından kurtarmak için verdiği mücadeleyi hep takdirle izledim.
12 Eylül döneminde solcularla aynı koğuşlarda yatan samimi ülkücülerin oralardan aldığı hoşgörü derslerini bizzat onların ağızlarından dinledim.
Yani onların da kendi içlerinde böyle saldırıları tasvip ettiğini hiç sanmam.
HÂLÂ HATIRLANAN O TRAJİK MÜLAKATTA KİM NE DEMİŞTİ
DEMİREL’le Abdi İpekçi arasında 45 yıl önce geçen o diyalog şöyleydi:
İPEKÇİ: Sağdan gelen şiddet eylemlerine karşı çıkma gereğini duymuyor musunuz?
DEMİREL: 12 Mart öncesinde sağ tedhişçi diye bir şey yoktu. Hep sol tedhişçiydi. Bugün de banka soyan, adam öldüren sağ tedhişçi yok. Türkiye’yi sol rahatsız etmiş ve etmeye devam etmektedir. Öyle olmasa 1971-73 öncesi ve sonrası mahkemelerde solun dışında da birtakım adamlar da muhakeme edilmiş olurdu.
İPEKÇİ: Sınıf basıp adam öldüren yok mu?
DEMİREL: Karşılıklı çatışmalar oluyor ama gidip ev basıp adam kaçıran, öldüren yoktur. Benim dediğim okulların dışında bütün tedhişi meydana getiren sol tedhişçilerdir.
İPEKÇİ: Sağdan gelen şiddet eylemlerini takbih etme gereğini duymuyor musunuz?
DEMİREL: Şiddet nereden gelirse gelsin karşıyım. Ama sağ bugün Türkiye’yi rahatsız eden bir unsur değildir.
İPEKÇİ: Size göre öyle, başkalarına göre değil...
BUGÜNLERDE YAPMAK İSTEDİĞİM ŞEY YERÇEKİMSİZ ANA RAHMİ DENEYİ
ÖZELLİKLE Amerika’da son zamanlarda yeni bir SPA deneyimi hızla yayılıyor.
Adı “Fload tank”...
“İzolasyon tankı” da deniyor...
Bir Macar’ın bulduğu kapalı bir banyo türü.
Bir tür küvet ve içinde Epsom tuzu ile yoğunlaştırılmış su var.
Epsom tuzu bizim bildiğimiz magnezyum sülfat, yani banyo tuzu.
İşte bu su, insanda bir tür yerçekimsiz ortam hissi yaratıyor.
Banyonun kapağı kapatılıyor, tamamen ses ve ışık izolasyonu sağlanıyor.
Böylece yerçekimsiz bir suyun üzerinde ışık ve sesten tamamen izole bir ortamda boşlukta kalıyorsunuz.
Pandemi döneminin yeni SPA anlayışının ürünü bu.
Ve bunun etrafında oluşan bir kavram var:
“Nothingness”.
Hiçlik yani...
Çözemeyeceğiniz sorunlardan, dış dünyanın giderek daha pisleşen tartışmalarından kaçarak ana rahmi gibi güvenli bir yere sığınmak gibi bir şey.
AH CEMAL SÜREYA SEN OLMASAN BİZ HÜZÜNLÜ ERKEKLER NE YAPARDIK
SILA eşi Hazer Amani’den boşanmış...
Hazer Amani’nin ilk işi koluna bir dövme yaptırmak olmuş.
Dövme bir şiirin dizeleri:
“Baktım sana kızgın değilim
Kırgın değilim, dargın değilim
Kısacası artık ben sana hiçbir şey değilim...”
Bazı haber siteleri bunun Cemal Süreya’ya ait olduğunu yazmış...
Oysa onun böyle bir şiiri yok.
Ama kaç kuşaktır böyle...
Her duygulu erkeğin gönlünde bir Cemal Süreya dizesi yatar...
Ne Cemal Süreya’ymış ya...
Roma’yı kuran kurt gibi nesiller boyu emzirdi Türk erkeklerini...
SON GÜNLERDE GÖZÜMDE YÜKSELEN BİR KÖŞE YAZARI
BUGÜNLERDE en ilgiyle izlediğim köşe yazarlarından biri Nagehan Alçı...
İktidara yakın bir gazeteci olarak biliniyor..
Ama iktidarın, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş gibi tabu sayılan konularına da girebiliyor, hatta tavır alabiliyor.
İktidarın önde gelen isimleriyle rahatça konuşabiliyor.
Ana muhalefetin önde gelen isimleriyle de aynı rahatlıkla konuşabiliyor..
Muhalif gazeteciliğin şerefli bir iş olduğunun iddia edildiği günlerde, düzgün yapıldığında iktidar yanlısı gazeteciliğin de şerefli bir iş olduğunu gösteriyor.
Geçen pazar günü Yunanistan’ın en büyük gazetelerinden Katimerini’de onunla yapılan bir mülakatı gördüm. Türkiye’nin tezlerini de çok akıllı ve ikna edici şekilde anlatmış. Kesinlikle benim gözümde yükselen yeni nesil siyasi köşe yazarlarından biri...
KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin
Paylaş