Parti kapatmak ya da kapattırmak

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan’ın DTP’nin kapatılması konusundaki tavrı açık. "Bizim hükümet olarak görevimiz demokratik zemini korumak" diyor.

Erdoğan’ın bu açıklamasından DTP’nin kapatılmasına karşı olduğu anlaşılıyor.

AKP, ilke olarak siyasi partilerin kapatılmasına karşı. Bu konuda deneyimliler.

Demokratik zemini korumak ne kadar hükümetin göreviyse onu geliştirip genişletmek de hükümetin sorumluluğundadır.

Ama bir parti kendisini kapattırmaya kararlıysa o zaman hükümetin de işi zorlaşıyor.

DTP’nin Van mitingindeki konuşmalar, "direniş" çağrıları, kriz tırmandırma taktiklerinden medet uman bir siyaset anlayışını açığa çıkartıyor.

Son günlerde ortaya çıkan tabloyu ilginç kılan da bu.

Hükümet, muhalefetin bir kısmı ve medya DTP’nin kapatılmasına karşı sesini yükseltiyor, DTP kendisini kapattırmak istiyor.

Bu durumda Erdoğan’ın ikinci önemli açılımı da tehlikeye giriyor.

Başbakan’ın, "silahlarınızı bırakın siyaset yapın" çağrısı da belli ki sadece kendi görüşü değil.

Bunun parti görüşü, dolayısıyla hükümet pozisyonu haline geldiği anlaşılıyor.

Merak ettiğim bir şey var. Acaba hükümet bu konuda ne kadar samimi, pardon şöyle sorayım ne kadar kararlı?

Siyaset sahnesinde Kürtlere yer açmak ilke olarak, teröre karşı en doğru seçim, ama içi dolu olursa. Arkası gelmezse, siyasetle bir yere gidilemeyeceği kanısını güçlendirir.

Pekiyi nasıl dolacak bu açılımın arkası?

Her halde ilk yapılacak iş düşünce ve ifade özgürlüğü ortamının olgunlaşması için gerekli adımların derhal atılması olmalı.

DTP milletvekilleri ağızlarını açtıklarında linç kültürü harekete geçerken "siyaset yapın" çağrısı havada kalmaz mı?

Diyarbakır’da askerler "tek dil" sloganları atarak yürürken, siyasete davet anlamsızlaşmaz mı? Bu açılım boş bir nasihat olarak kalmamalı.

Bu noktada Meclis’teki DTP milletvekillerine de iş düşüyor.

Hükümetin, bugünkü koşullarda hiç de kolay olmayan bu açılımını dikkate alıp, diyalog ortamını geliştirmek için işin bir ucundan da onların tutması gerekiyor.

KOSOVA YOKSUL VE FAKAT BAĞIMSIZ

CUMARTESİ günü seçimlere katılım az olsa da, Kosova bağımsızlık için geri saymaya başladı. Seçimleri önde tamamlayan Kosova Demokratik Partisi’nin başkanı ve bir zamanlar Sırpların terörist olarak nitelediği Kosova Kurtuluş Ordusu UÇK’nın lideri olan yeni Başbakan Haşim Taci 10 Aralık’ta bağımsızlık ilan edeceklerini açıkladı. Rusya’nın karşı çıkmasına rağmen, ABD bağımsızlığı destekliyor.

Yugoslavya dağılırken, bir Sırp yetkiliden duyduğum sözler kulaklarımda çınlıyor. "Her tarafı bırakırız ama Kosova imkansız. Orası bizim tarihi kimliğimizin bir parçası. Ayrıca zengin maden yatakları bulunan bir bölge. Oradan ekonomik olarak vazgeçmemiz mümkün değil" demişti.

Şimdi, Sırbistan’a büyük gözdağı veriliyor. Geçen hafta Kosova’daki NATO askerlerinin sayısı artırıldı. ABD, "Eğer bağımsızlık ilanından sonra bir harekete kalkışırsanız NATO tepenize biner" uyarısını da yaptı. Kosovalı Türkler de artık bağımsızlığı destekliyorlar. Yeni anayasa, Türklerin de katkısıyla hazırlanacak.

Kosova, yoksulluğun, işsizliğin, elektrik kesintilerinin ağır baskısı altında eziliyor. Yolsuzluk kol geziyor. Ama bağımsızlık, sanki sihirli bir reçete. Bu dertlere deva olmayacağı bilinse de.
Yazarın Tüm Yazıları