Güncelleme Tarihi:
Sekiz yıl önce ‘Canım Ailem’ dizisinin masum kızı olarak tanındı. Daha sonra çeşitli dizilerde rol aldı, bir yandan da küçük yaşta başladığı tiyatro yolculuğuna devam etti. Bu sırada birçok ödül kucakladı. Ama şimdi kariyerinde yeni bir sayfa açılıyor. Funda Eryiğit üç iddialı projeyle izleyicinin karşısında: Ekranda ‘Poyraz Karayel’ dizisiyle, beyazperdede ‘Tereddüt’ filmiyle, tiyatroda da ‘Ev’vel Zaman’ oyunuyla...
Söyleşinin perde arkası: Tutku gözlerinden okunuyor
Bu sıralar programı çok yoğun. Üç iş arasında mekik dokuyor. Röportaja nefes nefese geliyor. Öğlen saati olmasına rağmen daha kahvaltı bile yapmamış. Kendine bir balkabağı çorbası söylüyor...
Bu, ilk karşılaşmamız... Isınma turlarına çekimden önce başlıyoruz. Neyse ki oldukça konuşkan biri. Onunla her konuda sıkılmadan bir şeyler konuşabilirsiniz.
Akrep burcu ve burcunun en temel özelliği olan tutku, gözlerinden okunuyor. Öğlen güneşinin altında parlayan saçlarını hafifçe kulağının arkasına atıp latte’sinden bir yudum alarak anlatmaya başlıyor.
Üç projeyle karşımızdasınız. Bu patlama, hayalini kurduğunuz bir şey miydi?
- Yok, ‘patlamalara’ inanan biri değilim açıkçası. Böyle şeylere çok takılmadan bütün motivasyonumu sadece işimi iyi yapmak üzerine kuruyorum. Sürekli neden bu işi yaptığımı, bunun bana ne kazandırdığını düşünüyor ve verdiğim cevaba uygun davranmak istiyorum.
Nedir o cevap?
- Bir karaktere bakarken meraklanıyor ve nedenlerini araştırmaya başlıyorsam, kendime ve hayata bakış açım değişiyor. Kendimi yeniliyorum. ‘Poyraz Karayel’deki ‘Eda’, bir kadının maskülen taraflarını keşfetmeme olanak veriyor. ‘Tereddüt’teki ‘Şehnaz’, güven kazanmakla ilgili şeyler düşündürüyor. ‘Ev’vel Zaman’daki ‘İlkin’ parayla ilişkimi sorgulatıyor.
Dünya gittikçe muhafazakârlaşıyor
‘Tereddüt’te cesur sahneleriniz var. Birçok ödülü olan bir film, sadece o sahneleriyle konuşulursa bu size ne hissettirir?
- Güvendiğim bir senaryo için güvendiğim bir yönetmenle çalıştım. Sadece ben değil, filmin tamamı cesur. Ayrıca bu durum toplumsal psikolojimizle alakalı. Kendi cinsel devrimini yaşamamış bir toplumuz. Bu; kendimizle ne kadar barışık olduğumuzdan tutun, kendimizi ne kadar yenilemeye açık olduğumuza kadar birçok şeyi etkiliyor.
Filmdeki karakteriniz Şehnaz’ın, evliliğinde, aslında göründüğü kadar mutlu olmadığını anlıyoruz...
- Evet. Bu görünürlüğün paketlenmesi...
Peki hayatımızı ne kadar yaldızlı paketlerle sunuyoruz?
- Bu tüm dünyada böyle. Üniversite okunuyor, iş kuruluyor... Peki sonra? Tatmin gerçekten burada mı, hayatı ne kadar kaçırıyoruz, işte orada soru işaretleri başlıyor.
Cevap?
- Instagram’a bakınca herkes ‘pembe’ hayatlar yaşıyor gibi... Kimse üzgün olduğu bir fotoğrafı paylaşmıyor. Çünkü küçük görüleceğimizi düşündüğümüz bir şey. Yani nihayetinde toplumda maskelerimizle yaşamaya başlıyoruz.
Siz karşımda o maskeyle mi oturuyorsunuz?
- Muhakkak. Sen öyle değil misin sanki! Bana şu an gazeteci olarak belli bir şekilde yaklaşıyorsun, 15 dakika önceki gibi değilsin. Bu insan olmanın getirdiği bir şey. Bundan kaçmak mümkün değil.
Hem tatlı hem de karanlık bir tarafı var
Bir röportajınızda “Güvende değiliz” demişsiniz. Bu sahtekârlıklar mı size öyle hissettiriyor?
- Bir taraftan o, bir taraftan da kendimiz olmamızı engelleyen şeyler... Mesela bugünkü politik durumda kendimizi özgürce ifade etmemizi engelleyen bir pozisyondayız. Ama bu, sadece bizim için geçerli değil, dünya da buna evriliyor. Amerika’da sağın yükselmesi de bunun bir ayağı. Dünya gittikçe muhafazakârlaşıyor ve bu kişisel özgürlükleri, birbirimize bakışımızı, yargılarımızı da etkiliyor. Bir taraftan da gittikçe daha az güvende hissediyoruz. Şu an dışarıya çıkarken bir yerde bomba patlayacak mı kaygısıyla yaşıyorum.
İki sezondur devam eden bir işe (‘Poyraz Karayel’) sonradan dahil olmak dezavantaj mı?
- Hem olumlu hem olumsuz yanları var. Bir yandan herkesin hâkimiyeti güven verici, bir yandan da daha karakteri oturtamamış olmak, ‘Herkes yapıyor ben yapamıyorum mu acaba’ sorusunu aklıma getiriyor.
Dövüş sahnelerine nasıl çalıştınız?
- Koreografileri Mehmet Ali Karakuş’la çalıştık. Zaman kısıtlı olduğu için sadece birkaç ufak tekniği öğrenme fırsatım oldu.
Eda, maskülen bir karakter... O taraf sizde ne kadar var?
- Herkesin içinde biraz testosteron, biraz östrojen var. Aslında karakterin derdini henüz görmedik. O kendini çok saklayan bir kadın. Hem tatlı hem de karanlık bir tarafı var. O denge çok hoşuma gitti.
Dokuz yıl üniversite okudum
Hollanda doğumlusunuz. Ailenizde kim Hollandalı?
- Aslında Çarşambalılar. Annemle babam ilkokulda aynı sınıftalarmış. Annemin babası, dedem, işçi göçüyle Hollanda’ya gidiyor, annemler de onunla birlikte... Yıllar sonra tatil için Türkiye’ye geldiklerinde, annem, babamı görüyor. Birbirlerini beğeniyorlar. Hollanda’da evleniyorlar. Babam makine mühendisi ama yabancı dili olmadığı için annemle birlikte işçi olarak çalışıyor. Abimle ben orada doğuyoruz. Bir dönem Samsun, Bafra’da babaannemin yanında kalıyoruz. Beş yaşımdayken annem ve babam Türkiye’ye dönünce hep birlikte İstanbul’a yerleşiyoruz.
Oyuncu olacağı çocukken belli olanlardan mıydınız?
- Yok. Liseye başlayınca okulun tiyatro grubuna ‘aksiyon olsun diye’ katıldım ve bu yönüm ortaya çıktı. Oradaki herkesin hayata bakışı enterasan gelmişti. Sonrada sahneyi sevdim. Oyunlardan kendi paramı kazanmaya başladım. Doğum günlerinde, belediye etkinliklerinde palyaçoluk, yazları animatörlük yaptım.
Neden konservatuvara gitmeyip uluslararası ilişkiler okudunuz?
- Lisede tiyatro grubu kapanmıştı, ben de birden testlere kendimi kaptırdım. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’ne girdim. Okula giderken çocuk oyunlarında oynuyordum. Ardından İstanbul Devlet Konservatuarı’na girdim. Tam dokuz yıl üniversite okudum.
Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olarak siyasetle aranız nasıl?
- Kötü. Hiç iç açıcı bir şey yok. Genel olarak iyi hissetmiyorum. Takip ediyor ve üzülüyorum.
Kadıköy’de kendimi güvende hissediyorum
** Kadıköy’de yaşıyorum. Orası bana huzurlu ve rahat geliyor. Kendimi güvende hissediyorum.
** Aşk, bilmek istemediğim kadar tuhaf bir duygu. Karşımdakinin cesur olması, güzel bakması, güzel gülmesi ve anlayışlı olması ilgimi çeker.
** Kendimle ilgili çok derdim var. Bazen yaptığım davranışları doğru bulmuyorum. İşimle ilgili şeyler bana dert olabiliyor.
Şu sıralar ‘Sapiens’i okuyorum. ‘Narcos’ izlemeye başladım. En büyük tutkum; çimene yatmak.