Güncelleme Tarihi:
CHP'nin uygulayacağı politikaların da bu doğrultuda olacağını vurgulayan Baykal, "Ekonominin giderek globalleşmekte olduğu, sermaye hareketlerinin ekonominin ayrılmaz bir parçasını oluşturduğu, ticaretin giderek serbestleşmekte olduğu dikkate alınarak bir politika ortaya konacaktır" dedi. CHP lideri Baykal, seçimlerde açıklayacakları ve iktidara geldikleri zaman uygulamayı düşündükleri ekonomi politikalarının ana hatlarını Referans'a anlattı.
Deniz Baykal, Avrupa'daki çeÅŸitli sosyal demokrat partilerin, merkez sol partilerin uygulamalarının da ortada olduÄŸunu hatırlatarak, Avrupa BirliÄŸi (AB) hedefinin devam etmesi gerektiÄŸini belirtti Bu konuda gerekenlerin yapılacağını anlatan Baykal, "BaÅŸlangıçtaki yanlış mimarinin yeniden deÄŸerlendirilmesi lazım. O mimariyle bir yere gitmek mümkün deÄŸil. Bunu yeniden sorgulayacağız" dedi.Â
Bir ülke ada gibi yönetilmez |
 * Ekonominin içindeki temel kurumların, eğitim politikasını düzenleyen kuruluşların uyum içinde olması lazım. |
Türkiye'nin önemli ve köklü değişimler gerçekleştirdiğini, son dönemde dünya ekonomisiyle bütünleşmek konusunda ileri adımlar attığını kaydeden Baykal, piyasalarda CHP konusunda varolan tedirginlik konusundaki kaygılara ise şu yanıtı verdi: "Siyasal iktidar değişiminin, Türkiye'nin ekonomik kazanımını ortadan kaldıracak bir doğrultuya sebep olacağını düşünmek tamamen gerçek dışıdır. Herkes, Türkiye'nin ekonomik kazanımını, altyapısını, kurduğu ilişkileri bir çıkış noktası kabul ederek, kendi politikasını yürütme arayışına girecektir. Bizim bugünkü iktidarla tartışmamızın temelinde, dünyanın fevkalade olumlu konjonktürünün, Türkiye'nin temel sorunlarının çözümünde etkili biçimde kullanılamaması var."
"Kurallar belli. Piyasa ekonomisi gerçeğini değiştirmeye gerek yok" diye konuşan Baykal, bu noktada Türkiye'de siyasetin piyasa ekonomisi kurallarını işletmesinin ötesinde, yeni bir rol üstlenmeye yönelmesini de engellemek gerektiğini ifade etti. Piyasa ekonomisi içinde son dönemde siyasetin de bir ticari aktör haline gelmeye başladığına dikkat çeken Deniz Baykal, şu değerlendirmede bulundu: "Bu çok tehlikeli ve vahim bir olay. Siyasetle ticaret ayrışmak zorunda. Ticari heveslerini terketmemiş siyasi kadroların elinde piyasa ekonomisi dejenere olur. Şu anda yaşadığımız gerçek yer yer böyle bir manzara gösteriyor. Bu da dünyayla entegrasyona, rekabet anlayışının yerleşmesine engel olan bir ana faktördür. Önümüzdeki dönemde, piyasa ekonomi kuralları, bu tip 'siyasi ticarileşmeye' meraklı siyasi arayışlardan arındırılmış olarak uygulanacaktır. Bu da ciddi bir güvencedir. Ayrıca siyasi bekleyişlere göre, her an yeniden tarif edilebilecek piyasa kuralları değil; açıkca konulmuş, belirli kurallar çerçevesinde bu işler işleyecektir. O yüzden kimsede tereddüt olmamalı."
Sanayinin uluslararası rekabet gücü artırılmalı
Var olan ortamın çok daha fazla Türkiye yararına kullanabileceğini ama iktidarın bunu yapamadığını sözlerine ekleyen Baykal, bu konjonktürün önümüzdeki dönemde de büyük bir kriz olmadığı takdirde, daha uzun süre devam edeceğini tahmin ettiklerini kaydetti. 4 yılı aşkın bir süredir devam eden bu uygun konjonktürün nasıl daha iyi kullanılabileceği konusunda ise Baykal, "Türkiye temel sorunlarını çözmek açısından bir yeni sanayileşme politikası uygulayarak, sanayinin rekabet gücünü artıracak doğrultuda ciddi açılımlar yapmak için bir fırsat haline dönüştürebilirdi" diye konuştu. Ancak bunun tam tersine Türkiye'nin, ihracatında rekabet kabiliyetini yükseltmeye yönelik bir yapısal dönüşüm arayışına kesinlikle sokulamadığını, ara malı ihracatının çökmesine seyirci kalındığını ifade etti. Türkiye'nin bugün cari açık probleminin arkasında dış ticaret dengesizliği bulunduğu, bunun da altında, sanayinin uluslararası rekabet kabiliyeti yüksek sektörlerde gerekli atılımı yapmaması gerçeği yattığını kaydeden Baykal, "Bu sorunların çözümü, hem yabancı sermayeye daha sıcak bakmamızı sağlar" dedi.
Bu süreçte Çin, Hindistan gibi ülkelerin sanayi politikasına açılma fırsatı yaratarak büyük başarılar elde ettiklerini hatırlatan CHP Genel Başkanı, Türkiye'nin de artık bu dönüşümü gerçekleştirmesi gerektiğini söyledi. Bu süreçte Türkiye'nin "Dünya koşullarını değerlendirmeyen, sadece onun rahatını kullanan bir ülke" durumuna düştüğünü ifade eden Baykal, "Bizim dış dünyaya bakışımızda ana nokta Türkiye'de ekonomiyi rekabet gücüne sahip ve dünyayla uyumlu şekilde geliştirmektir. Böyle bir sanayileşme politikası 2 şeyi gerektirir: Ciddi bir teşvik politikası ve ciddi bir yabancı sermaye politikası" diye konuştu.
Teşvik politikalarını tamamen değiştirmeliyiz
Bugün Türkiye'de uygulanan teşvik politikasının tamamen değiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Baykal, CHP'nin teşvik politikasını şöyle anlattı: "Biz şu anda coğrafyaya teşvik veriyoruz. Bir ülkenin sanayi politikasını bölgesel teşvik politikasına indirgemesi, rekabet kabiliyetini artırma ihtiyacını kazanmamış olmasından gelir. O yüzden yapılması gereken coğrafyayı değil, sektörü desteklemektir. Hangi sektörü destekleyeceğiz, neye göre destekleyeceğiz, kriterimiz ne? Bunu çok iyi bilmemiz gerekir. Bu çok ciddi bir sanayileşme politikası gerektirir. Elektronikte, otomotivde, yeni bir politika serisini yürürlüğe koymamız gerekir. Buna ihtiyaç var. Türkiye'de böyle bir politikayla sonuç alma imkanını pek çok sektörde görüyoruz. İzlenen politika rekabet kabiliyeti olan sektörleri çökertmiş, rekabet kabiliyeti olmayan sektörleri ayakta tutmuştur."
İkinci olarak ciddi bir yabancı sermaye politikasının, sanayileşme politikasıyla bağlantılı olarak gündeme getirilmesi gerektiğini kaydeden Baykal, Türkiye'de yabancı sermaye politikasının sıcak para girişi ve borçlanmanın finansmanı ihtiyacına yönelik olarak düşünüldüğünü, ama bunun ötesine geçilmesi gerektiğini söyledi. "Yabancı sermaye politikasını finansman hedefine yönelik bir politika olmaktan çıkarıp, sanayileşme politikasına destek verecek bir noktaya getirmemiz lazım" diyen Baykal, dünyanın hiçbir yerinde "sanayileşmeyi devlet yapsın, kamu yapsın" diye bir anlayışın söz konusu olmadığını belirtti. "Benim düşündüğüm Türkiye daha çok yatırım yapılan bir Türkiye, hem Türkiye'deki girişimcilerin, hem dışarıdaki yatırımcıların yatırım yaptığı, ama daha doğru yerlere yatırım yapılan bir Türkiye" diyen CHP lideri Baykal, bunun sonucunda anlamlı bir sosyal politika uygulayabilen bir ülke olunabileceğini vurguladı.
Yoksulluk ve işsizliğin de ciddi bir problem olduğunu ifade eden Baykal, bunları doğrudan temel problemler olarak algılayıp, çözmek gerektiğini kaydetti. Bu konuda yapılacak şey olduğunu, insanların istihdamını kolaylaştıracak bilgi ve beceriyle donatmanın önemli bir adım olduğunun altını çizen Beykel, "Doğrudan istihdamı sağlayacak bazı başka girişimleri yapmak bunun bir parçası. Bu alanda kullanılabilecek kaynaklar var. Başta işsizlik fonunda ciddi bir kaynak birikti. Bu kaynak ne işsizlerde, ne de işsizlikle mücadeleyi sağlayıcı programlarda ciddi biçimde kullanılıyor" diye konuştu.
SEKTÖREL TEŞVİK KONUSUNDA CİDDİ ÇALIŞMALARIMIZ VAR
Türkiye'de kalkınmayı, sanayileşmeyi, ekonomik büyümeyi sürdürülebilir hale getirecek yeni bir kalkınma ve sanayileşme politikasına ihtiyaç var. Bizim sektör teşvikleriyle ilgili ciddi çalışmalarımız bulunuyor. Bir yandan öyle başarılar sağlamış durumdayız ki, Avrupa'da en çok satılan televizyon markası Türk. Bu ne kadar insanı sevindiren bir olay. Markayı oturtmayı başarmışız, bu sevincimiz arkasındaki gerçekleri irdeleyince kursağımızda kalıyor. Üretilen malın yüzde 75'i, 80'i ithal girdi. Bu işe katkı verecek kim varsa, onları yönlendirecek politikayı, teşviği ortaya koymak zorundayım. Televizyonda da öyle, otomotivde de. Bu açılardan bakmak lazım. Biz likidite bolluğunun bize yansıyan kısmıyla, bunları yapmadan durumu idare ediyoruz. Bunu halletmek zorundayız.
HER İKİ TARAFINDA HATALARI ÇOK AMA AB HEDEFİ SÜRMELİ
Avrupa Birliği (AB) konusunda maalesef iki taraflı yanlışlıkların sıkıntısını yaşıyoruz. Bu yanlışlıkların bir bölümü Türkiye'ye, bir kısmı AB'ye ait. Hata, Türkiye'nin AB'yle işbirliği modelini diğer ülkelerden farklı biçimde tanımlanmasına rıza göstermekle başladı. Yol haritasında tıkanıklık olması kaçınılmaz hale geldi. Rahmetli İsmail Cem'le de aynı görüşteydik. Diyordu ki, "Bunlar bizi AB'ye götürmüyorlar, AB'yle karşı karşıya getirecekler."
Türkiye Avrupa coğrafyasının da, tarihinin de, medeniyetinin de bir parçasıdır. Anlamlı bir Avrupa bütünleşmesi sağlanacaksa, bu Türkiye'yi de kapsamak zorunda. Avrupa, Türkiye'nin ekonomik kalkınmasına beklediğimiz özlediğimiz katkıyı bir süre daha veremeyecektir. AB hedefi devam etmeli, gerekenler elbette yapılmalı. Başlangıçtaki yanlış mimarinin yeniden değerlendirilmesi lazım. O mimariyle bir yere gitmek mümkün değil. Bunu yeniden sorgulamak lazım.
Sarkozy'i iyi anlıyorum, çok çalışmalıyız
Sarkozy'i çok iyi anlıyorum. "Fransa daha çok çalışmalı" diyor. Türkiye de daha çok çalışmalı. Çalışmaya gerek kalmadan refah vaadi sürdürülemez. Çalışmayı, satılabilir-rekabet edilebilir mal üretimini Türkiye'de temel haline getirmeliyiz. Bilgi teknolojisi, bizim mutlaka çok büyük sıçrama yapmamız gereken bir alan. Sadece bilgisayar tüketen bir ülke olarak varlığımızı sürdüremeyiz, Türkiye'de en büyük güç iç pazar. 70 milyonluk bir ülke. Bütün dünya buna ilgi gösteriyor. 70 milyonun 10 yıl sonraki talebini dikkate alan bir politikayı neden ortaya koymayayım? Türkiye bunu kendi içinde yapmak zorunda. Yeterince motivasyon yok.
Yazılım alanında ciddi bir sırçama yakalayabiliriz
Bilgi teknolojileri alanında çok ciddi başarılar kazanmış ülkelerin örneğinde olduğu gibi, başta ABD olmak üzere bu ülkelerdeki insanlarımızın arşivini çıkarmamız gerekiyor. Beyin göçünü tersine çevirmek falan değil. Artık teknoloji var. O orada kalacak, o piyasanın bir parçası. O piyasayı işletirken, öyle teşvikler vereceğiz ki, öyle insanlar yetiştireceğiz ki, o insanları kullanarak işini daha karlı yapar hale gelecek. Türkiye'de diplomalı işsizlik ciddi bir problem. Aynı zamanda yazılım konusu da ciddi bir sıçrama yapmamızı sağlayabilecek bir alan.
Piyasayla işbirliği içinde bir eğitim reformu yapılmalı
EÄŸitim, sadece okur yazarlık olarak algılanmamalı eÄŸitim. Bir yere baÄŸlanabilmesi için, en ileri uzmanlık eÄŸitimleriyle birlikte götürülmeli. Uluslararası düzeyde bir eÄŸitim hamlesine ihtiyacı var. Ãœniversiteye kadar verilen eÄŸitimin ilköğretim sonrası döneminin köklü biçimde deÄŸiÅŸtirilmesi gerekiyor. Bu alanın üçte ikisi iÅŸ ve meslek eÄŸitimine yönlendirilmeli, üçte biri akademik eÄŸitime-üniversiteye doÄŸru gitmeli. Bunun masa başı, teorik bir bakanlık planlamasıyla yapılması mümkün deÄŸil. Piyasayla, odalarla iÅŸbirliÄŸi içinde, onların ihtiyaç duyduÄŸu insanları onların istediÄŸi biçimde yetiÅŸtirmek lazım. Â
Â